At Yarışı Haber Sitesi | At Yarışları Video | Galoplar | Ganyan Bilgileri

at yarışı facebook at yarışı twitter at yarışı vimeo rss at yarışı Reklamlarınız için : info@liderform.com.tr

Arap atçılığı ve özelleştirme

07 Temmuz 2014 / 14:09   |   552 Okundu   YAZDIR
Arap atçılığı ve özelleştirme

Son dönemin en çok tartışılan konusu “özelleştirme” daha çok uzun süre atçılık camiasını meşgul edeceğe benziyor. Bakanlık ve TJK arasındaki sözleşmenin teamüller dışında 6’şar aylık sürelerle uzatılması da normal olarak camiada çeşitli fikirlerin sürekli olarak ortada dolaşmasına neden olmaktadır. Bugün zaten özel sektör girişimcilerinin oluşturduğu kendine özgü özel dinamikleri olan atçılık sektörü üzerinde planlanan ancak tam bir tarifi ve uygulaması bir türlü bulunamadığından dolayı yıllardır özelleşecek diye beklenen ve hatta tamam artık bu sefer kesin gözüyle bakılan tasarrufların gerçekleşmesinin uzaması bir sektör için en istenmeyen unsur olan kararsızlık iklimini yaratmaktadır. Şüphesiz belirsizlikler ve dezenformasyon arttıkça at sahibi olma ve/veya at satışlarının negatif etkilenmesi beklenen bir sonuçtur.
Nitekim en son geçen Aralık ayında TYASYD tarafından organize edilen tay satışlarında gerek satışlara katılım ve gerekse gerçek anlamda satışa katılan ve satılan at sayıları ile tutarlarında önceki yıllara nazaran belirgin bir daralmanın olduğu görülmüştür. TJK Başkan ve Yönetim Kurulunun büyük çabaları ile önceki yıla nazaran % 17 oranında arttırılan yarış ikramiyeleri ve yetiştiricilik primleri bile istenen motivasyonu sağlayamamıştır. Özellikle İngiliz tay satışlarında sıkıntılar yaşanırken, özel haralar tarafından yetiştirilen safkan Arap atlarının satışları ise tam bir fiyasko ile sonuçlanmıştır. Aynı satışlarda safkan Arap taylarının kataloğu son anda yarım yamalak tamamlanırken 2-3 tay ya satılmış ya da satılmamıştır. Satışların son gün olması nedeniyle teveccüh de çok az olmuştur. Oysaki her fırsatta belirtildiği gibi atçılığımızın fonlanmasının sadece müşterek bahislerden alınan paylardan kurtularak, artık at satışları ile de desteklenmesi ve bu amaçla at ticaretinin arttırılması ve teşvik edilmesi hayati bir konu olarak gözlerimizin önünde durmaktadır.
Özel sektör yetiştiriciliği açısından bütün bunlar yaşanırken, ülkemizde diğer atçılık ülkelerine nazaran ayrıştırıcı bir özelliğe sahip safkan Arap atı yetiştiriciliğini domine eden TİGEM ise bu negatif hususlardan hemen hemen hiç etkilenmemiş ve gerek reforme satışlarda ve gerekse “Elit Tay” satışlarında rekorlar kırarak son derece başarılı bir satış performansı göstermiştir. TİGEM son yıllarda satışlarını duyurmak üzere alışılmışın dışında büyük şehirlerin önemli semtlerinde bilboard’lara bile reklamlar vermiş ve satış kataloglarını çok daha farklı bir hale getirmiştir. Hatta satışlara gelen tayların sağlık raporları bütün açıklığı ile alıcılara iletmiştir. TİGEM taylarını kendi haralarında ve İstanbul Hipodromunda padok mahallinde gerçekleştirmiştir. Dernek tarafından organize edilen satışların yapıldığı “At Satış Merkezini” ise hiç kullanmamıştır.
Safkan Arap atı satışlarında taylara pey süren ve önemli tutarda at satın alan at sahiplerinin dominant rol oynayan alıcıların arasında aynı zamanda İngiliz atı yetiştiriciliğine de önemli yatırımlar yapan ekürilerin olduğu görülürken, genelde belirli isimlerin bu atlara sahip olduğu bilinmektedir. Söz konusu pazarlama çalışmaları da sektöre yeni atçı gelmesine pek yardımcı olamamıştır. Üstüne üstelik bazı kişiler tarafından pey sürmelerde bazı istenmeyen olayların yaşandığı da medyaya yansımıştır. İstanbul’da satışlar alınan güvenlik tedbirleri ile sorunsuz geçerken, TİGEM haralarında yapılan satışlarda ise güvenlik ve tehdit vb. unsurlar açısından bazı sıkıntıların yaşandığı ortaya çıkmıştır.
Özellikle TİGEM tarafından yapılan safkan Arap atları satışlarının son yıllarda bu kadar başarılı geçmesinin nedenleri şüphesiz atçılığımız açısından çok iyi değerlendirilmesi gereken bir husustur. Bu başarının sadece TİGEM’in satış ve pazarlama faaliyetlerinde yaptığı hamleler sayesinde olduğunu söylemek pek mümkün görülmemektedir. Yıllardır yarış şartlarında (DH) Devlet Harası yetiştirmesi atlara sağlanan avantajlar, yarış hayatı biten veya herhangi bir sebeple yarıda kalan performansları iyi atların tekrardan satın alınması içeren satın alma şartnameleri ve uygulamaları bu başarıyı perçinleyen hususlar olmuştur. Özel sektör tarafından her vesile ile haksız rekabet kapsamında değerlendirilen ancak bir bölüm at sahibi tarafından da avantaj olarak kullanılan bu ayrıcalıklar otorite tarafından yıllardır değiştirilmemiştir. TİGEM, özel sektörden aygır ve kısrak alımları yaparak rekabeti dengelemeye çalışsa da bu girişimler özel sektör yetiştiricilerini tatmin etmemiştir. Özel sektör yetiştirmesi bazı atların açık yarışlara katılamaması bazı özel hara sahibi yetiştiriciler tarafından mahkemelere taşınmış ancak hala bir netice alınamamıştır. Orijin olarak aynı olmasına rağmen 2 Arap aygırın tayları özel hara veya devlet harasında yetişmesine bakılarak yarış şartları açısından farklı statüde değerlendirilmiştir.
Arap atlarının gösterdikleri performanslara bakıldığında ise, özel hara yetiştirmesi atlarda belirgin bir gelişme olduğu istatistiklerde yer almaktadır. Son yıllarda kazanç yönünden ilk 50’ye giren atların yaklaşık 1/3’nü özel hara yetiştirmesi atlar teşkil ederken grup yarışlarında büyük başarılar sağlayan Arap atları yetiştirilmiştir. Başta Gelibolu, Turbo, Uçanoğlu olmak üzere, Tümözbey, Özhaber, Kenanaco, Haberkan, Besleney gibi özel hara yetiştirmesi atlar çok önemli koşulara isimlerini yazdırmışlardır. Buna rağmen Devlet Harası yetiştirmesi Arap atları her zaman ön planda olurken, TİGEM özellikle yetiştiricilik primleri açısından aslan payını almaktadır. Bu belirgin ayrıcalığın, otoritemizi çok fazla rahatsız etmediği bilakis memnuniyetle karşılandığı her vesile ile gösterilmektedir. Bu anlayışın gerek mevzuatta ve gerekse uygulamalarda sürdürüleceği ve özelleştirmeye kadar da devam edeceği malumdur.
Türkiye’de Arap atlarının girişimciler açısından tercih edilmesinde en önemli faktörlerden birisi de, bu atların İngiliz atlarına nazaran at yarışı işletme şartlarını oluşturan pist, ahır koşulları, seyis, antrenör, veterinerlik hizmetleri, yarış programı gibi hususlarda yaşanan sıkıntılara kolay uyum sağlaması ve daha uzun süre koşma şansını yakalamasıdır. Her ne kadar “yarış atı İngiliz atıdır, Arap atı show atıdır” dense de, en önemli İngiliz atı yetiştiricileri bile ekürilerine Arap atını mutlaka katmaktadırlar. Bu bakımdan, Arap atları diğer at yarışçılığı ülkelerine nazaran ülkemizde çok daha kıymetli kabul edilmekte ve gerek yarış ikramiyeleri ve gerekse ticari değerleri açısından ayrıcalıklı olmaktadır.
Tek ve en önemli sorun ise, otoritenin koyduğu uluslararası başarı kriterinin bu tür atlar için söz konusu olmamasıdır. Ülkemizde yetişen safkan Arap atlarının herhangi bir uluslararası yarışta başarı elde etmesi bilinen sebeplerle hayaldir. Tek ve önemli istisna ise özel hara yetiştirmesi TURBO’dur. Uluslararası yarışlarda gerçek anlamda rekabette büyük başarı sağlayan TURBO’nun da koşu hayatı beklenenden kısa sürmüştür. Şimdi taylarının sahalara gelerek yeni bir jenerasyonu başlatması ümit edilmektedir. Yine bir özel hara yetiştirmesi olan ve babası sebebiyle ülkemizde açık yarışlara katılamayan KENENACO da Fransa’da uluslar arası bir yarışa katılarak bu alanda bir ilk yaşatmıştır. WAHO ve IFAHR gibi Arap atçılığı organizasyonlarına üye olmasına rağmen yurt dışında yetiştirilen Arap atlarının ülkemizdeki yarışlara katılması at yarışları mevzuatı sebebiyle son derece sınırlıdır. Bu atlara yılda sadece 3 yarışa katılabilme izni verilmektedir. Bu yarışları da bilindiği gibi, büyük bir çoğunlukla yurt dışından gelen atlar kazanıp ülkelerine dönmektedir. Nitekim Pazar günü yapılan uluslar arası Ali Rıza Bey Kupa’sını yurt dışından gelen 2 attan biri kazanırken, bu atlarla mücadeleyi sadece özel hara yetiştirmesi ve bahsi geçen mevzuat dolayısıyla Türkiye’de açık yarışlara katılamayan bir atımız yapabilmiştir. TİGEM yetiştirmesi atlar ise yine tabela dışında kalmışlardır.

“Üstün kaliteli şampiyonlar yetiştirmek ve üst düzey yarışları organize etmek”

Bütün bu gerçekleri toparladığımızda bugün dünyada atçılık ve yetiştiricilikte ileri gitmiş ülkelerde atçılığı yöneten kurumların temel değerlerinin başında “üstün kaliteli şampiyonlar yetiştirmek ve üst düzey yarışları organize etmek” geldiği bilinmektedir. Dünya at yarışı otoriteleri kendi yarış sanayilerine en iyiyi sunmak ve en iyi dünya şampiyonlarını ülkelerine çekmek için en yüksek yarış ikramiyesini sunarak birbirleri ile rekabet etmektedirler. Aslında 6132 sayılı kanunun özü olan “At neslinin ıslahı”nın endüstriyel tarifinde de zımnen de olsa aynı hedef vardır. Buradaki maksat, yarış severin at yarışlarına teveccühü arttıracak yarışların yapılması sağlayacak kalitede ve ticari değeri olan atların ve şampiyonların yetiştirilmesi ve bu atların uluslar arası başarılar sağlaması ve uluslar arası ticari değer kazanarak satılabilmesidir.
Bu felsefe ile yola çıkan atçılıkta dünyaya entegre olma hedefi koyarak, her vesile ile bunu ihsas eden otoritemizin, at yarışları müşterek bahislerinden elde edilen fonların yaklaşık yarısını bu hedefi desteklemesi mümkün olmayan bir kanala aktarması, üstelik bu kanalda aslan payının devlet kurumu tarafından alınmasına razı olması her zaman tartışmaya açık bir konudur. Bu stratejinin en önemli dayanağının Arap atının Türkiye’deki at yarışçılığın işletme ve müşterek bahisler şartlarına en uyumlu at olduğu ve dolayısıyla at yarışçılığın yaygın biçimde yapılmasını sağladığı kabulü olsa da, bu sav gerek evrensel atçılık ve ekonomi prensipleri ve de gerekse özelleştirmenin felsefesi açısından tekrardan değerlendirmeye muhtaçtır. Ayrıca özelleştirme arifesinde devlet tarafından dominant bir şekilde işlerini yürütmesi muhafaza edilen bir kurum da söz konusudur.
Özelleştirme felsefesinin dayandığı temel ilkelerden birisi de mal ve hizmet üretim faaliyetlerinden devletin çekilmesi, piyasa mekanizmaları tarafından yönlendirilmesi, böylece rekabetçi bir piyasa ortamının yaratılması olduğu bilinmektedir. Gerçekten de özelleştirme uygulamalarından beklenen yararın sağlanabilmesi, ekonomide piyasa mekanizmalarının tam rekabet koşullarında işleyebileceği ortamın yaratılmasına bağlıdır. Devletlerin küreselleşme ve liberal pazar mekanizmaları çerçevesinde kural koyucu, denetleyici ve yönlendirici rolleri giderek daha da önem kazanmaya başlamıştır. Burada üzerinde durulması gereken esaslar sektörde demokratik, şeffaf, liberal, tam rekabet koşulların oluşması ve devletin denetleyici pozisyona geçmesidir.

“Özelleştirme basit bir süreç olmayıp ekonomik, mali ve idari bir reform olduğu unutulmamalıdır”

Türkiye’de at yetiştiriciliğine özelleştirme açısından baktığımızda ise TİGEM’in de iştigal sahaları içersinde yer alması dolayısıyla devletin terk etmek istediği işler içersinde yer aldığı da bilinmektedir. At yarışları müşterek bahis ve yarışçılık işletmecilikleri son aylarda daha güncel hale gelirken, aslında çok daha önce bu kapsama alınan devlet at yetiştiriciliği işletmesi ise gündemden düşmüştür. TİGEM’in TJK gibi bir sözleşme mevzusu da yoktur. Statüsü gereği kolayca özelleştirilebilecek durumdadır.
Özelleştirmeye bir amaç olarak değil, kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesi için bir araç olduğu açısından baktığımızda özelleştirme basit bir süreç olmayıp ekonomik, mali ve idari bir reform olduğu unutulmamalıdır. Stratejik Planın da özü aynıdır, “Toplam Kalite Yönetimi” ve Stratejik Plan gibi kavramlar atçılıkta sektörünün yönetilmesinde yapısal bir reform yapılması araçlarıdır.
Bakın, atçılar açısından, özelleştirme olsun veya Stratejik Plan olsun fark etmez, sektörde yapılacak radikal yapı değişikliğinin Türk atçılığını geldiği seviyeden daha yukarılara taşıyacak daha demokratik, modern çağa uygun, şeffaf, denetlenebilir ve atçılığın dünya ile entegre olmasını kolaylaştıracak bir yapılanma şeklinde olması gerektiğini beklemek izahtan varestedir. Camia olarak atçılığımızın gelişmesine bu esaslardan yaklaşırsak, TJK ve derneklerimizle birlikte yapacağımız katkılar ile bu sürecin atçılığımız için en yararlı bir şekilde tamamlanmasını da sağlayabiliriz.
Özelleştirme tamamlansın sonra nasıl reform yapılacaksa yapılsın düşüncesi yerine atçılık için gerekenlerin halihazır kurumlarca yapılmasının atçılığa daha büyük katkılar sağlayabileceği malumdur. Atçılık sektörü her biri bir müteşebbis olan özel sektör vasfındaki girişimcilerden oluşmaktadır, kaderlerini atçılar kendi dinamikleri içersinde çizmelidir. Elimizde de tamamlanmaya çalışılan ama nedense uzun süredir tamamlanamayan bir “Stratejik Plan” vardır. Bu fırsatın en iyi şekilde değerlendirilmesi şarttır. Bir türlü yapılmayan veya yapılamayan budur. Ben özellikle ülkemiz için çok değerli olmasına rağmen, dünya atçılığına göre farklı bir konumda olan Arap atçılığı için Stratejik Plan içersinde çok kapsamlı bir proje yapılmasını ön görmekteyim. Sektörümüz başta TJK ve dernekler Bakanlığımız ile birlikte bunu başaracak bilgi, tecrübe, donanım ve insan gücüne sahiptir. Sadece, atçılığı yöneten Kurumlarca “kurumsallaşma” konusunda iradenin ortaya konması, özel sektörün her zaman korunması ve teşvik edilmesi ve kurumlar arası koordinasyonda ve katılımda yaşanan sıkıntıların ortadan kaldırılması kâfidir.

Turgay Kop

(1 Temmuz Salı günkü Yarış Dünyası Dergisi’nin 1059 sayısından alınmıştır)

Benzer Haberler
“Arap atçılığı ve özelleştirme” için 1 Yorum
  1.   İsim Soyisim : erhan 07-07-2014

    burada yanlızca atcılar var heralade bu camianın sıkıntısını çeken ganyan bayileri hakkında yazı yazan yok sanki yanlızca at sahiplerinin sorunları varmış gibi artık allah rızası için bayilerin sıkıntılarını da dile getirin

    Yorumu Cevapla   veya   Yeni Yorum Yaz

Yorum yapın