At Yarışı Haber Sitesi | At Yarışları Video | Galoplar | Ganyan Bilgileri

at yarışı facebook at yarışı twitter at yarışı vimeo rss at yarışı Reklamlarınız için : info@liderform.com.tr

Can Suyu

01 Eylül 2014 / 13:26   |   317 Okundu   YAZDIR
Can Suyu

Bu hafta Sevgili Hakan Cantınaz “twitter”da nostalji yaparak, 2007 yılında Türk atçılığının son yıllarda belki de kaderini değiştiren en önemli olaylardan birisi olan ve daha sonra da “Can Suyu” olarak nitelendirilen 5602 sayılı Kanun daha tasarı halinde iken dönemin TJK Başkanı Sayın Umur Tamer ile yapmış olduğu söyleşiyi hatırlatarak kanunun atçılığımıza nefes aldırdığından bahsetmiş. Söyleşi de yer aldığı gibi Sayın Başkanın “2007 atçılığımızın baharı olacak” ifadesini hatırlatılması üzerine şüphesiz atçılık için çok önemli olan söz konusu kanunun her aşamasında çalışma imkânı ve şansını yaşayan bir bürokrat olarak konunun atçılığımız adına hayatiyetini de nazarı dikkate alarak bir şeyler yazmak ihtiyacını hissettim. Aslında bu konuda daha öncede fikirlerimi bu sayfalarda açıklamıştım. Sanıyorum bazı önemli konular ne kadar hayati olursa olsun geçen zaman içersinde unutuluyor ve yaşananlardan çıkarılması gereken dersler ve belirlenmesi gereken stratejiler maalesef es geçilerek sektördeki paydaşlar kaderine razı bir şekilde hayatını devam ettiriyor.
Konu ile ilgili olarak her şeyden önce 5602 sayılı Kanunun atçılık için ne ifade ettiğini ve nasıl bir dönemin başlangıcı olduğunu çok iyi idrak etmek lazımdır. Hatırlanacağı gibi, ülkemizde ekonomik konjuktürün bir nebze olsun normalleşmeye başlaması ile birlikte 2004 yılından itibaren faiz ve enflasyon oranları hızla düşmeye başlamıştı. Enflasyonist ekonomide gelirlerinin büyük bir bölümünü faiz gelirlerinden elde eden TJK, 2000 -2004 döneminde çok yüksek faiz oranları sayesinde yaratılan fonlarla çok önemli yatırımlar yapmış ve sektörün büyümesi ve yurt dışına açılması sağlamıştır. Yeni konjüktürde ise, TJK o zaman da dünya rekoru olan yasal kesintiler sebebiyle yasal olarak belirlenmiş olan % 13 payla işini yapamaz hale gelmişti. O kadar ki mali durum 2006 yılında artık vergileri bile ödemeye el vermeyecek durumdaydı.
TJK Yönetim Kurulları Bakanlığımız ile birlikte Devlet kurumları nezrinde yıllarca sürdürdükleri çalışma ve çabalarla söz konusu yasal kesintileri azaltmak için büyük emek ve zaman harcadılar. Yasaların değiştirilmesi ve yeni kanunlar çıkartılmasının ülkemiz şartları altında çok kolay işler olmadığı özellikle atçılıkla ilgili görev yapma şansı yakalamış kişiler tarafından da çok iyi bilinmektedir. Atçılık gibi bir sektörün devlet katında önemsenmesi ve sorunların ön sıralara çıkartılması hakikaten sosyal açıdan çok farklı ve yoğun bir gündemi olan Türkiye’de hiçbir zaman kolay olmamıştır. TBMM’de görevim sırasında bu sıkıntıları bire bir yaşadım. Ülkemizde 2002 yılından itibaren radikal bir şekilde değişen siyasi ve dolayısıyla ekonomik konjuktür sebebiyle, devletin ekonomik ve sosyal önceliklerin sıralamasında önemli değişikliklerin olmasına neden olmuştur. Ekonomide alınan tedbirlerin kararlılıkla uygulanması neticesinde enflasyonist bir düzenden rasyonel bir düzene geçilmesi ile birlikte tüm sektörler için özellikle mali açıdan bambaşka bir hayat başlarken, atçılıkla ilgili kanun ve düzenlemelerinde ciddi bir şekilde revize edilmesi ihtiyacı doğmuştur. O dönemde 50 yıldan fazla süre atçılığı başarı ile yürüten TJK tüm imkanlarını kullanmasına rağmen tek başına söz konusu değişiklerin yapılması için sürdürdüğü mücadeleyi bir türlü arzu edilen duruma getirememiştir.
Atçılığımızın için bir bakıma en büyük şans olarak kabul edeceğimiz gelişmeler gelecek için önemli rol oynamıştır. 2004 yılından itibaren ülkemizde de futbol gibi son derece popüler bir spor dalı üzerine bahis kabulünün “Şans Oyunları” sektörüne girmesiyle sektörün yapısı ve rekabet ortamı radikal bir biçimde değişmiştir. Sisteme giren yeni oyuncular sayesinde 5-6 kat artan satışlar ile sektörde son derece hızlı bir büyüme yakalanmıştır. TJK ile birlikte MP ve Spor-Toto olarak 3 kuruluşun yer aldığı “Şans Oyunları” sektöründe Maliye Bakanlığı gerek mali mevzuat ve gerekse kanuni kesintiler açısından standart bir uygulama getirmeye ve sistemi mali ve idari açıdan kontrol altında tutmaya karar vererek, yeni bir yasal düzenleme hazırlama ihtiyacı duymuştur. Sayın Umur Tamer’in Başkanlığını yaptığı dönemin TJK Yönetim Kurulu bu aşamada adeta Ankara’ya karargâh kurarak yapılacak düzenlemelerde atçılığımızın geleceğini etkileyecek değişikliklerin yasal olarak tanzimi için çalışmalarını sürdürmüştür. Dönemin YKK Başkanı Sayın İ.Hakkı Sayın, TYASYD Başkanlığını üstlenen dönemin İstanbul Milletvekili Sayın İnci Özdemir, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sayın M.Mehdi Eker’in himayesinde ve büyük destekleri ile bu çalışma atçılık için “Can Suyu” olarak nitelendirildiği şekilde neticelendirilmiş ve atçılığımızın bir bakıma geleceğinin önü açılmıştır. Bu vesile ile şunu da vurgulamadan edemeyeceğim, 5602 sayılı Kanunun hazırlanmasında başından sonuna kadar ekibimle birlikte çalışarak Kanunun en ince detayına kadar emeğim vardır. Maliye Bakanlığınca kanun tasarısında % 24 olarak belirlenen TJK payının % 26’ya çıkartılmasını sağlayan teknik düzeyde çok ciddi çalışmalar yapılmıştır. Devletin o dönemde teknokratlar olarak bana ve ekibime duyduğu güven ve itimat atçılığımızın bir bakıma geleceği için alınan hayati kararlarda çok müspet roller oynamıştır. TJK ve dolayısıyla atçılığa hatırı sayılı bir maddi olanak sağlanmasına katkıda bulunmak ve bir bürokrat olarak bana verilen görevi en iyi şekilde yerine getirmek ve yatırımlarla dolu bir dönemin bir parçası olmak benim için hakikaten çok gurur verici durumdur. Bu çalışmalar sırasında şahsıma ve ekibime Devletin en önemli Kurumları tarafından gösterilen saygı ve güven de ayrı bir gurur vesilesidir.
Bu dönemde TJK ve Bakanlığımız son derece rasyonel bir uyum ve iş birliği içerisinde çalışmıştır. Bu vesile ile çoğu kişinin gözünden kaçan bir Kanundan da bahsetmek lazımdır. 2006 yılında çıkartılan 5476 sayılı kanun ile “Özel Hesap” ta biriken fonun tekrardan yatırımların finansmanında Bakanlık onayı ile TJK tarafından kullanılmasına olanak sağlanırken, bu hesaba aktarılacak paranın oranı % 40 ile sınırlanmıştır. Söz konusu değişiklik sayesinde yeni hesaplama ile “Özel Hesap” a aktarılan paranın yarış geliri lehine azalması ile nakit akışı açısından mali yapının daha rahat çalışması imkânı da sağlanmıştır. Bu değişikliklerin ne anlama geldiğini anlamak zaten bu dönemin atçılığımıza getirdiği kazanımları idrak etmek demektir.
Kanun hemen öncesi dönemde yüksek kesinti oranları sebebiyle adeta yok olma tehdidi altında olan sektörümüz, TJK payının % 26’ya çıkartılmasıyla, gelirinde özellikle önceki döneme göre % 50’ye varan bir gelir artışı sağlayan 5602 sayılı Kanunla adeta yepyeni bir döneme bayrak açmıştır. Söz konusu yasalardaki mali ve idari önemli koşulların iyileştirilmesi sayesinde atçılık sektörünün fonlanmasında ciddi bir katkı sağlanmıştır. TJK payının arttırılmasını sağlayan gerekçeler ve Kanun sonrası yapılması planlanan işler ve yatırım kalemleri Devlet kurumlarına çok iyi bir şekilde anlatılmış ve özellikle mali tabloların Maliye Bakanlığı bürokratları tarafından kabul görmesi ve onaylanması sürecinde son derece profesyonel bir çalışma yapılmıştır. Dönemin Başkan ve Yönetim Kurulu talimat ve görüşleri doğrultusunda hazırlanan bu çalışmalar TJK payının hatırı sayılı bir oranda attırılmasını sağlarken bir yandan da atçılığımızın bekası için yapılacak yatırımların yapılmasına olanak getirmiştir.
İşte bütün bu çalışmaları yakından takip eden ve yönlendiren dönemin TJK Başkanı Sayın Umur Tamer’in Hakan Cantınaz ile yapmış olduğu söyleşi de açıkladığı projeler ve çizdiği yol bu çalışmaların bir özetidir. 5602 sayılı Kanundan sonrasında mali sıkıntılarından kurtulacak olan TJK yeni kanunun getireceği katkılar ve yeni mali disiplin içersinde atçılığımıza çağ atlatacak projelere imza atmayı arzu etmiştir. Bu projeler 2007 yılında TJK Kongresinde üyelerimize de takdim edilmiştir.
Ancak 2007 yılı Şubat ayında yapılan TJK Kongresinde yaşananlar ve kanunun çıkarılması aşamasında büyük yeni dönemle ilgili deneyim kazanan yönetim kurulunun değişmesi ile birlikte, her şey bir anda değişmiştir. Bu değişiklerle birlikte Kanunun mutfağında çalışan ve yepyeni bir disiplinin uygulanacağı dönemde çalışmalarında büyük faydalar sağlayacak olan YKK Başkanı, TJK Genel Müdürü gibi önemli bürokrat pozisyonlarda da radikal tasarruflara gidilmiştir. Ben şahsen, 5602 sayılı kanundan sonra finansal sorunları bir nebze olsun çözülmüş olan Türk atçılığının eşik atlayacağına, layık olduğu seviyelere çıkacağına çok inanmıştım. Ancak yepyeni bir mali disiplini idare edebilecek tecrübeli kişiler ve devletle kurduğu son derece düzgün ilişkilerle bu dönemi idare etmesi gereken kadro tamamen devre dışı kaldı. Atalarımız boşuna söylememişler, “Dere geçerken at değiştirilmez” diye. Atçıların bunu daha iyi takdir etmesi gerekirdi. Özellikle mali açıdan yepyeni bir dönem daha az tecrübeli bir kadro ile yönetilmek durumunda kalındı. Yeni Kanunun vecibeleri tam olarak yerine getirilemedi. Sonuçları günümüze kadar ulaşan mali disiplin hatalarının maddi-manevi bedeli ağır biçimde ödendi. Hatta ödenmeye de devam edilmektedir.

“Hiçbir sonuç sebepsiz değildir”

Neticede “ Can Suyu” verilen sektör büyüyüp yeşereceğine irrasyonel bir sürü olayla uğraştı. Yarış Müessesinin iç işlerine bile direkt olarak müdahale edildi. Yönetimler görev sürelerini tamamlayamadan değişti. Bakanlık ve TJK ilişkileri tüm çabalara rağmen arzu edilen biçimde gerçekleşemedi. TJK özellikle yatırımlar konusunda ikinci planda kaldı. Atçılığımızın geleceği için yapılmayanlar veya yapılamayanlar ile yapılanların gerekçeleri çok iyi irdelenmelidir. Esas hikâye burada yatmaktadır. Bir başka değişle, 64 yıl atçılığı beraberce yöneten Kurumlar arasında yaşananlar ve gelinen nokta atçılığımız için neler getirmiş, neler götürmüştür? Stratejik Plan neden hala sonuçlandırılmamıştır? Benzer şekilde sorulacak çok soru vardır. Unutulmamalıdır ki, hiçbir sonuç sebepsiz değildir. Bu vesile ile yine Sayın Bakanımızın 2011 yılındaki Çalıştay’da vermiş olduğu mesajlar aklıma geldi yine. Sayın Bakanımız atçılık sektörü için “Devamlılık” ve “Ortak Akıl” ve “Müesseseleşme” konularının hayati olduğunu ve kişisel kısır çekişmeleri bir kenara bırakılmasını ifade etmemiş miydi? Aynen şöyle demişti; “müesseseleşme konusunda mesafe kaydetmemiz lazım, bireysel davranış, bireyselleşme, bireysel içgüdüler yerini burada bir işbirliğine, bir ortak harekete, müşterek tutum ve davranışa terk etmelidir.”Teşhis mükemmeldi ama tedavi nasıl oldu? Bu mesajlardan sonra neden hiçbir şey yapılmadı? Bunların tartışılması ve “Özelleştirme” arifesinde bu yaklaşım biçimi farklılıkları ve getirisi-götürüsü hesabının çok iyi düşülmesi gerektiğinin hatırlanması lazımdır. Bugün özel sektörün bir nebze olsun kurumsallaşmayı başarmış şirketleri farklılıklarını özellikle insani kaynak ve değerlerine sahip çıkarak sürdürüyorlar. Devamlılık prensibinden asla vazgeçmiyorlar. Kazanımlarının irrasyonel sebepler yüzünden heba olmaması için gerekli tedbirleri alıyorlar. Kazanımları sağlayan kişilerine mutlaka sahip çıkıyorlar. İnsan kalitesinin ve tecrübenin en önemli asset’leri olduğunu hiçbir zaman akıllarından çıkarmıyorlar.
Bu düşünceler ışığında özel bir camia olduğumuzu unutmayarak yine de atçılığımızın bekası için toparlanmak kişi, kurum ve kuruluşları ile birlikte tek bir yumruk haline gelmek lazımdır. Mühim olan geçmişten ders alarak geleceği daha düzgün planlamak ve aynı hatalara düşmemektir. Atçılığımızın gerçekten bu iradenin oluşmasına çok ihtiyacı vardır.

Turgay Kop

(26 Ağustos 2014 Salı günkü 1067 sayılı Yarış Dünyası Dergisi‘nden alınmıştır)

Benzer Haberler

Yorum yapın