At Yarışı Haber Sitesi | At Yarışları Video | Galoplar | Ganyan Bilgileri

at yarışı facebook at yarışı twitter at yarışı vimeo rss at yarışı Reklamlarınız için : info@liderform.com.tr

Değişim

29 Eylül 2014 / 13:10   |   343 Okundu   YAZDIR
Değişim

Hayatımızda her zaman konuştuğumuz ama bir türlü alışamadığımız olgu “Değişim”dir. Zaman zaman unuttuğumuz ama bazı sonuçlarla karşı karşıya kaldığımızda hatırlamak zorunda kaldığımız en önemli gerçek ise değişmeyen tek şeyin değişim olduğudur.
Tarif olarak Değişim: Planlı veya plansız bir biçimde, herhangi bir sistemin, bir süreç veya ortamın belli bir durumdan başka bir duruma dönüşmesidir. Değişim, yüzyılımızın en büyük özelliği olup her an gözlediğimiz, izlediğimiz ve yaşadığımız önüne geçilmez bir olgudur. Çağdaş, bireysel, toplumsal ve kurumsal yaşamda başarı değişime bağlıdır. Değişen aynı zamanda gelişir ve başarılı olur. Değişmeyen başarısız olur. Nitekim kurumda veya sektörde hiçbir değişiklik yapmayan lider veya liderler, hiç gelişmeyen ve başarı elde edemeyen, yerinde sayan statükocu kişiler olarak kabul edilir. Çağdaş liderler ise, yaratıcı, girişimci, yenilikçi ve değişimci kişidir. Bu yüzden, bir lider kurumda ve/veya sektörde değişiklik ve yenilik yapabildiği ölçüde başarılıdır.
Atçılık sektörümüz için hayati bir dönemde yürürlüğe giren ve “Can Suyu” olarak kabul edilen ve özellikle maddi açıdan hakikaten atçılığımıza büyük katkılar sağlayan 5602 sayılı Kanun çıktıktan sonra başlayan yeni dönemde en önemli beklenti değişimdi. Kanun sonrası % 50 oranında artan gelirler sayesinde atçıya, ganyan bayilerine daha fazla maddi imkân sağlanacağı, atçılığın bekası için çok önemli yatırımlar yapılabileceği öngörülmüştü. Uluslararası entegrasyon, rekabet ve başarı Bakanlığımız ve TJK için en başta gelen hedefti. Atçılığımızın yakaladığı bu fırsatı çok iyi kullanarak arzu edilen değişimi gerçekleştirmesi en önemli beklenti ve hedefti. Bu dönemde atçılığın en üst yöneticisi Sayın Bakanımız M.Mehdi Eker de değişimden yanaydı, sektörün yönetilmesi noktasında yaşanan çalkantıların yol açtığı olumsuzlukları ortadan kaldırmak üzere çok önemli ve isabetli bir teşhis koydu. Atçılığın bekası için yönetimsel “devamlılık” ve “ortak akıl” mekanizması kurulması gibi “kurumsallaşma” çağrıları yaptı ve bunların gerçekleştirilmesi için “Çalıştay”, “Stratejik Plan” gibi çeşitli platformlar yaratıldı, araçlar kullanılmaya başlandı. Yepyeni bir YKK teşkil edildi. Arzu edilen kurumsal anlamda radikal bir değişimdi. Maddi sorunlarını bir nebze olsun çözmüş olan bir sektörün artık yeniden yapılanma ve anlayışla değişmesi ve yasalarla da belirlenmiş misyon ve hedeflerine ulaşması ümit ediliyordu. Hayati anlam taşıyan kanunun çıkarılması için atçılığın en önemli iki kurumu arasında teşkil edilen olumlu ilişki ikliminin devam edeceği ve bu sayede değişimin başlatılacağı öngörülmüştü.
Ancak çok çalkantılı geçen yeni dönemde ümit edilenin aksine bu hedefe ulaşmak için özellikle yeni projelerin hayat geçirilmesi ve kurumsallaşma çalışmalarında atçılığımızda pek yaşanmayan gelişmeler ve irrasyonel bir sürü sebeplerle beklentiler bir türlü arzu edilen şekilde gerçekleşemedi. TJK’nın kendi içersinde yaşadığı yönetimsel açıdan bazı önemli radikal değişiklikler ve 60 yıldan fazla bir süre beraberce sektörü yöneten Bakanlığımız ve yarış müessesi TJK’nın yasal kurallara rağmen özellikle son dönemlerde işletme ve yatırım alanlarındaki uygulamalarda yetki ve karar verme noktalarında etkileri camiaya da yansıyan bazı sıkıntılar yaşandığı gözlemlendi. Halbuki atçılığın gelişmesi için gerekli reformların yapılabilmesinin önü açılmıştı. Ama ortada ne bir stratejik plan ve ne de kurumsallaşmaya ilişkin bir çaba ve sonuç vardı. 2007 yılı Nisan ayından itibaren atçılığın yönetilmesi ve “karar alma” mekanizmasında yaşanan gelişmeleri hatırlarsak önceki dönemlerin aksine radikal biçimde büyük farklılıklar olduğunu kolayca görebiliriz. Yeni dönemde YKK teşkili, kurum yetkilerinin kullanılması, TJK’da görev sürelerini tamamlayamayan yönetim kurulları, yönetim kurulu oluşumları, Bakanlık organlarının çalışması, profesyonel yönetim gibi sektörün yönetilmesinde çok büyük etkileri olan unsurlarda yaşananlar ile daha çok “Devlet refleksi ve usulleri”nin ağırlığında atçılığımız yönetildiği bizlere gösterdi.
Sağlıklı insan dolayısıyla kurumlar arası ilişkilerinin temeli ise iletişime, iletişimin temeli de güvene dayanmaktadır. Bu yüzden güven özenle beslenmelidir. Güven yaratmak, güven kurumsallaştırmak ve güvene süreklilik kazandırmak örgütler açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda güven, bilinçli tutarlılık kadar sürekli bir özen ve çabayı da gerektirmektedir. Örgütsel güven ile kurumlar veya çalışan arasındaki ilişkiyi Çin atasözü “Kuşkulandığın kişiye is verme, iş verdiğin kişiden de kuşkulanma” en iyi biçimde ortaya koymaktadır. Çalışanlara veya birbirlerine kuşkuyla yaklaşan kurum ve kuruluşlar veya yöneticiler örgütsel ve sektörsel güveni sağlamada yetersiz kalmaktadırlar. Bu tür bakış açısında yetki ve sorumluluk karmaşası da ortaya çıkmaktadır. Oysaki yetki ve sorumluluk aynı anda verilmelidir. Yetki veya sorumluluktan biri üzerine odaklanma kurumlar ve çalışanlar arasında kuşkuya neden olmaktadır. Kuşkuların olduğu bir ortamda ise güven ve bağlılıktan da söz edemeyiz.
Neticede Bakanlık ve TJK ilişkilerinde tüm iyi niyetlere ve gösterilen sabırlara rağmen güven ve iletişim erozyonu sebebiyle yetki ve sorumluklarda yaşanan sıkıntılar ile birlikte sektörün yönetilmesi tamamen devlet usul ve alışkanlıkları ağırlığında gerçekleşmeye başladı. Evet, sektörün yönetilmesinde bir değişim yaşanmaktaydı ama bu öngörülen bir model değildi. Maddi sorunların çözülmesi ile artan gelirler, yasaların öngördüğü şekilde bu paraların kullanılma usulleri ve yerleri yine yasal mevzuata dayandırılan yetkiler sayesinde Bakanlık tarafından tek elden idare edilerek atçılık ve yarışçılıkla ilgili yatırımlar ve işletme uygulamalarına devam edilmesi tercih edildi. Atçılık yönetiminin bu kadar millileşmesinin, sonunda artık özelleştirmenin de en önemli gerekçelerine uygun hale gelmesini kolaylaştıran nedenlerden birisi olduğunu söylemek zorundayız. Gelinen noktada “özelleştirme” sürecinin başlaması ile birlikte sektörün iki kurumu arasındaki akid ise hiçbir şekilde rasyonel ve adaletli bulunmayacak bir şekilde altışar aylık sürelerle uzatılarak 60 yılı aşkın süredir sektörü yöneten TJK’nın yine kendi içersinde sıkıntılı bir döneme girmesi ve tekrardan yönetimsel kopmalar ve bir türlü oluşturulamayan devamlılık sıkıntısı ile karşı karşıya kalınmasına sebep oldu. Bütün bu gelişmelere dışarıdan bakıldığında atçılığın yönetilmesinde problemler olduğu intibaı hakimdir. Şüphesiz devletin şans oyunlarını özelleştirme arzusu her zaman en önemli etkendir ama yine de sektörde yönetimsel sıkıntılar havası yaratılmış olması bu süreci etkileyecektir. Diğer taraftan bu çalkantıların başta atçılığın velinimeti yarış sever olmak üzere elini taşın hatta kayanın altına koymuş at sahibi ve yetiştiricilere sağlanan imkânlar ve verilen hizmette oluşturacağı aksaklıkların atçılığımıza verebileceği maddi ve manevi zararlar gözden uzak tutulmamalıdır.
Özel sektörde yöneticilik yaparken Koç Üniversitesi’nde gerçekleştirilen uluslararası bir toplantıya katılmıştım. Bu toplantıda dünyanın önemli üniversitelerinden gelen ekonomist uzmanlar Türkiye ekonomisi ile ilgili yapmış oldukları araştırmalarda ülkenin diğer ülkelerle mukayese edildiğinde birçok alanda ekonomik gösterge ve rasyolarının hiçte iç açıcı olmamasına rağmen ayakta kalabilmesinin en önemli unsurunun özel sektörün kendi çabaları ile yakalamış olduğu dinamikler ve kadroları ile katma değer yaratma gücü olduğunu bilimsel bir şekilde açıklamışlardı. Hasbelkader de olsa 50 yıllık atçılık ve 22 sene özel sektörde çalışmalarıma ve stratejik planlama ve kurumsallaşma konularındaki tecrübelerime dayanarak atçılığımızın her halükarda atçıların da içinde olacağı özel sektör müteşebbisi veya müteşebbisleri tarafından idare edilmesi gerektiğine inanıyorum. Atçılığımız için bundan sonraki döneminin değişime açık, güvene dayalı, iletişim kurma becerisinde yetki ve sorumlukları net biçimde belirlenmiş kurum ve kuruluşlarla yönetilmesini arzu ediyorum.
TJK almış olduğu olağanüstü kongre kararının bu açıdan hayırlı olmasını temenni ediyorum. Çünkü zor ve hayati dönemlerde bundan öncede yaşandığı gibi mutlaka sağduyunun hakim olacağına şüphem yoktur. Ancak güçlü bir TJK yönetiminin bu süreci en az hasarla atlatabileceği malumdur. Beni ümitlendiren en önemli husus ise ne olursa olsun bundan böyle sektörde yönetim ağırlığının özel sektör dinamiklerine verilmesi mecburiyetidir. Devletimizin kurumları da aynen yasa tasarılarında öngörüldüğü gibi denetleyici, yol gösterici ve teşvik edici rolünü üstlensin kâfidir.

Turgay Kop

(23 Eylül 2014 Salı günkü 1071 sayılı Yarış Dünyası Dergisi’nden alınmıştır)

Benzer Haberler

Yorum yapın