At Yarışı Haber Sitesi | At Yarışları Video | Galoplar | Ganyan Bilgileri

at yarışı facebook at yarışı twitter at yarışı vimeo rss at yarışı Reklamlarınız için : info@liderform.com.tr

Film icabı

10 Haziran 2014 / 15:21   |   312 Okundu   YAZDIR
Film icabı

Geçen hafta İstanbul’da SİAYSD tarafından düzenlenen “Uluslar arası alanda başarı için çözüm önerileri” isimli panelin sonuç bildirgesi yayınlandı bu hafta. Bildirgenin içeriğini tartışmamıza gerek yok bence, camiamızda ilk defa böyle bir uygulama yapılıyor bunu takdir etmemiz yeterli. Camiaya ve katılımcıya duyulan saygının bir ifadesidir yapılan en azından. Camiamızın genç, dinamik, yeniliklere açık atçılarından oluşan SİAYSD Başkan ve Yönetim Kurulu kendilerini atçılığa odaklamış ve problemlerin çözümünü isteyen bir yaklaşımla çalışmalarını sürdürüyor. Atçılığımız için farklı bir şeyler yapmak istiyorlar. Tekrar tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyorum. Toplumda ve iştigal ettikleri sektörlerde “STK” Sivil Toplum Kuruluşlarının önemini tekrar etmeye gerek yok sanırım. Atçılığımızda da başta yarış müessesi TJK olmak üzere diğer derneklerimizin temsil ettikleri atçı sayısı, misyonları ve görevleri itibariyle aslında ne kadar önemli olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Ne kadar eleştirsek de YKK Üyesi ve TJK eski Başkanlarından Sayın Y.Kadri Ekinci panelde “Hepimiz seyrediyoruz” ifadesi ile aslında var olduğunu düşündüğü bu gücün önemini vurgulamış, herkesi göreve davet etmişti. Pozisyonu itibariyle bu güçten aldığı kuvvetle görev yaptığı kurulda kendisinden beklentilerin yüksek olması ve taşıdığı sorumluluk ağır olan Sayın Ekinci aslında bu ifadesi ile söz konusu panele bile davet edilmeyen atçılık derneklerinin artık silkinerek yaşamakta olduğumuz kritik dönemde güçlerini ortaya koyması gerektiği mesajını vermişti. Sayın Ekinci, Türk atçılığının yarattığı istihdam ve çalışanları ile birlikte TBMM’ne milletvekili bile gönderebilecek sayısal büyüklüğe sahip olduğunu ifade ederken özlemlerini ve yaşadığı endişeyi de belirtmişti. Ben de şahsen, en az 5-6 yıl TBMM’de at yarışlarını ilgilendiren kanun çalışmaları sırasında bir bürokrat olarak çalıştığım dönemde Türkiye’deki siyaset ve bürokratlar dünyasında elde ettiğim tecrübelere dayanarak şunu ifade etmeliyim, aynı özlem ve endişeyi ben de taşıyorum ama itiraf etmeliyim ki “İşimiz hakikaten çok zor.” Bu gün önümüzde duran fotoğrafa baktığımızda, atçılığımızın çok ciddi bir şekilde “Özelleştirme” ile artık bir gerçek olarak yüzleşmek zorunda olduğu bir dönemde koskoca camianın en yetkilisinden en uçtaki her ferdine kadar çaresiz kaldığı ve kaderine razı olduğu bir iklime girmiş olduğu görülmektedir. “Biz bir aileyiz” mesajları bile artık etkisiz kalmaktadır. Son dönemde sektöre gelen en iyi haber, TJK Başkan ve yönetim kurulunun yoğun çabaları ile yarış ikramiyeleri ve yetiştiricilik primlerinin bir önceki yıla nazaran ciddi bir oranda arttırılması olmuştur. Ancak, son panelde YKK Başkanı Sayın Müsteşarımızın “Bu ülkeyi ikramiye cenneti yaptınız” çıkışı ise bir nebze olsun düzelmiş olan moralleri tekrar bozmuştur.
Bakanlığımız ile TJK arasındaki yıllardır yasalara ve teamüllere uygun biçimde 20’şer yıl uzatılan sözleşmenin ikinci kez yine 6 ay uzatılması ve bu konuda camiaya net bir açıklama yapılmaması atçılığımızı yeniden belirsizliğin ön planda olduğu bir döneme sokmuştur. Tekrar ifade ediyorum, Yarış Müessesi ile sözleşme sürelerini 6’şar ay uzatılmak zorunda kalınması da moralleri bozucu bir durumdur. Zaten mevcut sözleşme tek taraflıdır. Bakanlık istediği zaman sözleşmeyi fesih edebilir. Sözleşmenin süresi 100 yıl olsa ne olur ki? 64 yıldır süren iş ortaklığının bu duruma gelmesi atçılık adına da hakikaten çok üzücüdür.
Sektörde şüphesiz en önemli sıkıntı iletişim kopukluğunda yatıyor. Son yıllarda medyada, kır kahvelerinde dolaşan dedikodular ve dezenformasyonlarla camia iyice bunalmış durumdadır. Gerek otorite ve gerekse TJK, belki de kendilerince haklı nedenlerle son gelişmeleri kamuoyuna yeterince açıklayamadılar. Son gelişmeler atçılık kurumları ve medya ilişkisinde hayati önemini bir kez daha ortaya koydu. Ulusal medya ile ilişkiler maalesef yıllardır bir türlü arzu edilen seviyelere çıkamadı. Bu arada belirteyim, bu konuda en büyük eksiklik stratejik yaklaşım ve uygulamada sürekliliğin sağlanamamasıdır. Yarış medyasının da kendi içinde bir takım problemleri ve özellikle eleman kalitesi sorunu olduğu bilinmektedir. Bugün yarış medyasında uzun süreli olarak istikrarlı bir biçimde yayın hayatını sürdüren tek dergi Yarış Dünyası’dır. Sayın Ekinci’nin ifade ettiği gibi elimizdeki imkânlar camia tarafından sahiplenilmeli ve desteklenmelidir. Benim şahsen Yarış Dünyasında yazmamın tek nedeni sektöre ve dergiye kendimce bir değer kazandırmak ve desteklemektir. Hiçbir kurum veya topluluğa bağlı olmadan sadece kendi görüşlerimi ve bildiğim doğru ve gerçekleri yazmaya çalışıyorum. Aldığım çok olumlu mesajlar bana destek ve cesaret veriyor. Bilgi ve tecrübemin yettiği kadar maddi en ufak bir karşılık beklemeden yazmaya çalışıyorum.
Ancak şunu da belirtmem lazım, 8 yıl hizmet verdiğim TJK her zaman benim için ayrıcalıklı bir kurum olarak kalacaktır. Eleştirsem de övsem de kurum olarak atçılığımızın vazgeçilmez paydaşlarından birisi olduğunu aklımdan hiç çıkarmamaktayım. 64 yıldır atçılığımıza hizmet veren TJK kurum olarak kim ne derse desin atçılığımızın bugünkü seviyelere gelmesinde oynadığı rolle en başta saygıyı hak etmektedir. Bence gelecekte de sektörün en önemli kurumlarından birisi olmaya devam edecektir.

“İletişim sizin verdiğiniz mesajlar değil, kamuoyunun ne anladığıdır” gerçeği her zaman hatırlanmalıdır”

Tekrar konuya dönersek atçılığımızın medya gücü olmayan bir sektör olduğu da en yetkili ağızlardan ifade ediliyor. Soralım bakalım şimdi kendimize “sorumluluk sadece TJK’ya mı aittir?” STK’larımız bu konuda yeterli mi? TYASYD üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi yıllardır kendi iç sorunları ile uğraşıyor. Zaten yasal olarak da karar mekanizması içersinde yer almaları imkânsız. Hiçbir derneğin doğru dürüst medya araçları yok, iletişim sıfır noktasında. Bu sektörden ekmek yiyen antrenörler, jokeyler ne yapıyor? Dernekleri var mı? -Var. Medya ilişkileri var mı? -Hayır. Bu güne kadar ses getirecek bir sosyal proje içersinde yer aldılar mı? -Hayır. Sorular uzar gider. Peki, bu sektör gücünü nerden alacak ve bunu en doğru biçimde nasıl yansıtacak? Yıllardır başta TJK olmak üzere tüm ilgili atçılar tarafından, at yarışlarının yarattığı istihdam, devlete aktardığı kaynaklar ve katma değer tüm kamuoyuna ve devlete anlatılmadı mı? Buna “hayır” diye cevap vermek hakikaten bu uğurda çok önemli emekler veren kişi ve kurumlara yapılan büyük bir haksızlıktır. Ama Türkiye gibi bir ülkede sonuç hiçbir zaman elini kayanın altına sokmuş biz atçıların arzu ettiği gibi olmuyor. Kişisel çıkarlar, küçük hesaplar ve/veya atçılık ile ilgisi olmayan öyle olaylar basına yansıyor ki, yıllarca bir takım hatalı öngörüleri yıkmak için harcanan tüm çabaları sıfırlıyor. “İletişim sizin verdiğiniz mesajlar değil, kamuoyunun ne anladığıdır” gerçeği her zaman hatırlanmalıdır. Yıllardır ülkemizde at yarışları hakkında olumsuz düşünceleri ortadan kaldırmak için verilen mücadeleye saygı göstermek ve katkıda bulunmak ve en önemlisi kişisel problemleri bu işin içine sokmamak mecburiyeti vardır. Medya bu sektörden para kazanmazsa küçük parmağını bile oynatmaz. Hiç reklam yapmadan, PR çalışmalarını bir strateji ile yönetmeden ve en önemlisi bunları sürekli kılmadan medyadan ne bekleyebiliriz?
Güncel olduğu için bir örnek vereyim. Amerika’da 36 yıl sonra bir at, California Crome, “Triple Crown” yapma şansı yakaladı. Haziran ayının 7’sinde Belmont Stakes’i kazanırsa uzun süre sonra bu şerefi elde etmiş olacak. Yaklaşık bir aydır tüm yarış medyası ve sosyal medya üzerinden bu olay köpürtülüyor, daha şimdiden hipodroma giriş biletleri satılmaya başlamış, bitmek üzere, promosyonları ise anlatmaya gerek yok. Son derece profesyonel bir çalışma ve kazan-kazan mantığı ile yarış müessesi/işletmecisi-medya ilişkisi sürüyor. Her şey endüstrinin kazanması için el birliği ile yapılıyor.
Biz de ise TJK medya ilişkilerini düzenlerken, harcamalarını planlarken direkt bir müdahale olmasa da bir takım etkilenmeler mutlaka olmaktadır. Çünkü artık içi içe geçmiş bir yönetim biçimi hakim olmuştur. Son yıllarda operasyonel işlerde bile YKK’nın ağırlığının arttığını söylemek hatalı bir gözlem değildir. Yarış medyası olarak adlandırdığımız gazete ve dergiler, sosyal medya üzerinden her gün her saat at yarışları ile ilgili yayın/yorum yapanlar sektörle ilgili çok önemli detayları medya tabiriyle kaçırmakta veya farkına bile varmamaktadır. Son günlerin gündemi işgal eden konularından biri ile alakalı olduğu için dikkatimi çekti. At yarışlarına yaklaşımla ilgili çarpıcı bir örnek Cumartesi günü Ankara’da yaşandı. Arap atlarının en önemli koşularından birisi olan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Kupa törenini izleyenler acaba otoritemizin at yarışlarını tamamen devletçi bir refleksle yönettiğini hissetmediler mi? Olur olmaz incir çekirdeğini doldurmayan konularda günlerce ahkâm kesen yarış medyası ve dernekler ya sinemada film seyrediyorlar veya TV’de at yarışı. Ama boş verin her şey nasılsa “Film İcabı”.
Yine tekrar ediyorum, dikkat edilirse ülkemizde ortaya çıkan her konuda veya problemde hep sonuçlardan yola çıkarak sıkıntıları tartışıyoruz. Aslında enerjimizi bu sonuçların ortaya çıkmasına neden olan sebepler üzerinde kafa yormak ve çözüm önerileri getirmek için harcamalıyız. Zihniyetin değişmesi şart değil mi? Aslında çözüm çok kolay unutuverirsin Edirne’nin ötesini iş biter. Uluslar arası başarı filan kim uğraşacak Allah aşkına?

“Herhangi bir kararının stratejik mi, yoksa operasyonel mi olduğunu anlamak için uygulanacak test sorusu şudur: Alınan hedef kararının tersi savunulabilirse, o karar stratejiktir. Tersi savunulamayan kararlar ise operasyoneldir”

Yönetim ve yöneticiliği bilimsel şekilde ele alan yani “sebep-sonuç” ilişkilerini somutlaştırmak için kafa patlatan düşünürlerden biri de Harvard’lı Michael Porter’dır. Porter, “stratejik yönetim” tarzını benimseyen kurum ve şirketlerin, stratejisi olmayanlardan daha başarılı olduğunu saptamıştır. Bunun üzerine stratejik yönetimin ne olduğunu anlatan eserler yazmıştır. Porter’ın kitaplarını okumak, anlamak ve uygulamak meslek sahipleri ve yönetimde görev yapmak isteyenler için faydalıdır. Ancak meslekten olmayanların da ondan öğreneceği çok yalın bir kavram vardır. Bu kavram, doğru düşünmenin yapı taşlarından birisidir. Porter’a göre yöneticilerin (hatta herkesin) hayatta aldıkları hedef kararları “stratejik” ve “operasyonel” olmak üzere ikiye ayrılır. Herhangi bir kararının stratejik mi, yoksa operasyonel mi olduğunu anlamak için uygulanacak test sorusu şudur: Alınan hedef kararının tersi savunulabilirse, o karar stratejiktir. Tersi savunulamayan kararlar ise operasyoneldir. Örneğin yarış günlerinin arttırılması ile satış hâsılatını attırmak amaçlanmaktadır, bunun tersi savunulamaz. Demek ki operasyonel bir karardır. Yarış günleri artarsa satış hâsılatı da artar. Ancak, at sayısın arttırılması ile kaliteyi de attırmak hedefini amaçlamak, kalitenin sayı arttıkça düşeceği gerçeği ise tersi savunulabilecek bir karardır. Dolayısıyla at sayısının arttırılması kararı stratejik bir karardır. Tıpkı 6132 sayılı Kanun özünde ifade bulduğu gibi “At neslinin ıslahı” yani kalite isteniyorsa, seleksiyon vazgeçilmez bir şarttır. Atçılığımızda buna benzer sorabileceğimiz ve cevaplandırılmaya muhtaç yüzlerce soru vardır. Mühim olan bunların tartışabileceği ortamların yaratılması ve atçının temsilcisi derneklerimizin bu konudaki faaliyetleri ve ürettikleri somut projelerdir. Yarış otoritesi Bakanlığımız son yıllarda düzenlendikleri “Çalıştay”lar ile bu ortamı yaratmaya çalışmıştır. Ancak bu toplantılarda amacına uygun ve kurumsal biçimde yapılamayınca arzu edilen neticelerin alınması da bir başka bahara kalmaktadır.

“Müesseseleşme konusunda mesafe kaydetmemiz lazım”

Atçılığımızın en önemli probleminin karar mekanizmasının olması gerektiği gibi kurulamaması ve yönetimlerde devamlılığın sağlanamaması olduğu teşhisi Sayın Bakanımız tarafından yıllar önce yapılmıştır. Hatırlanacağı gibi Sn. Bakanımız 2011 yılında yapılan Çalıştay’da “müesseseleşme konusunda mesafe kaydetmemiz lazım” ifadesiyle atçılığın en önemli eksikliğini vurgulamış, atçılığın tüm kurumlarından uzlaşma beklediğini ve artık sektöre kişisel değil çoğulsal bakılması gerektiğini ifade etmiştir. Ancak son panelde en üst düzeyden verilen mesajlar ile tartışılan konulara baktığımızda ortada kat edilmiş bir mesafe görmemiz mümkün değildir. Sektörün kurumları hala kendi içersinde tartışmaya devam etmektedir. Bazı çok acı gerçekleri yansıtan ifadeler sert bir şekilde eleştirilmiştir. Aslında ortada tartışılacak somut bir plan, bir yol haritası da yoktur. Bu kapsamda TJK ile birlikte profesyonel bir şirkete “Stratejik Plan” yaptırıldığı bilinmektedir. Sayın Müsteşarımız ise panelde bu amaçla yaptırılan çalışmadan ve gelişmeden pek memnun olmadığını ifade etmiştir. Profesyonel bir kuruluşa yaptırılan “Stratejik Planlama” çalışması Türk atçılığının “Ana Değerleri” belirlenmeden ve üzerinde paydaşlarca mutabakat sağlanmadan pek bir işe yaramayacaktır. Atçılığın ufkunu açacak, derinlik ve SWOT Analizlerini ihtiva eden çalışmanın tamamlanması hala beklenmektedir. Biz atçılar tevekkel insanlarız, sabırla bekleriz şurada özelleştirmeye ne kaldı ki? Nasılsa film seyrediyoruz yeter ki sonu güzel olsun.
Sayın Bakanımız kurumsallaşma çalışmalarının süratle tamamlanarak atçılığı yöneten kurumlarda “devamlılık” ilkesinin uygulanmasını arzu ettiğini her vesile de vurgulamıştır. Bu arada en azından arzu edilen kurumsallaşma tamamlanıncaya kadar TJK’dan 2 eski Başkan YKK içersine alınarak bir bakıma “Ortak Akıl” mekanizması kurulmuştur. Bu mekanizmanın atçılığın yönetimi ile ilgili tüm yetkilerin bu kuruma verilmesi şeklinde çalıştırıldığı malumdur. Atçılık YKK içersinde ilk defa bu kadar üst seviyede temsil edilmeye başlamıştır. Beklentiler bu kritik dönemde hakikaten çok yükselmiştir. Ama gel gelelim panel de Sayın Ekinci “sadece seyrediyoruz” diyince film kopmuştur.
Sektörün başarılı bir biçimde yönetilmesi için herkesin ihtiyaç duyduğu “Kurumsallaşma” genel olarak tarif edilirse, bir kurumun faaliyetlerini kişilerin varlığına bağımlı olmadan sürdürebilmesini ve geliştirebilmesini sağlayacak bir sistemin oluşturulmasıdır. Sistem kurmak ise, hem yöneticiler/karar vericiler arasındaki ilişkilerin kurumsallaştırılması hem de sahip olunan kurum veya kuruluşların “Stratejiyi” destekleyen organizasyon yapısının kurulması, kurumsallaşmayı destekleyecek insan kaynakları uygulamalarının tasarımı ve donanımlı ve tecrübeli yeteneklerin işin içine çekilmesi ve elde tutulması ile mümkün olmaktadır. Gelin birlik olalım “Özel bir sektör” olmanın yollarını arayalım ama mutlaka bir şeyler yapalım derken zamanın hızla geçtiğini ve hiçbir şey yapmadan beklemenin kadere razı olmak olduğunu defalarca ifade ettim bu sayfalarda. Ama at yarışı gibi seyrine doyum olmayan bir sporun mensupları maalesef bu alışkanlıklarını idari işlere de taşıdılar.
Şöyle bir toparlarsak; atçılığımız için en iyisi ve hayırlısını, sektörde otorite yani en yetkili kişi ve kurum istiyor, emrindeki yarış müessesi zaten istiyor ve çalışıyor, tüm dernekler ve atçılar çalışmıyor ama sabırsızlıkla bekliyor ama yine de ortada bir belirsizlik var, açıklanabilecek net bir durum yok. Demek ki sektörün geleceği ile ilgili esas kararı verecek ve bu işin göbeğini kesecek kişi veya kurum bu saydığımız kişi ve kurumları artık muhatap almıyor. Devlet aklı ve mekanizması kendi doğruları ve esasları doğrultusunda çalışıyor. Bari bu aşamada devreye girelim. Unutmayalım 5602 sayılı kanun çıkarılması sürecinde bu camia çok önemli bir dayanışma ve profesyonellik örneği vermiştir. Bu tür işler çok özverili çalışma ve mesai harcamayı gerektirmektedir. Tecrübeli ve bilgili insanlardan faydalanmak lazımdır. Ancak, atçıların bildiği ve ismi geçen kişi ve kurumlar halihazırda güçleri ve yetkileri kadar görevlerine, hayatlarına ve işlerine devam ediyorlar. Biraz önce belirttiğim gibi film koptu, bundan sonrası artık tevatüre girer. Özelleştirme olacaksa bu sürecin yine de çok kısa sürede olmayacağı kesindir. Ancak kesin olan tek şey bu sürecin çok daha iyi yönetilmesi gerektiğidir. Zaten özelleştirme başlarsa ortada TİGEM filan da kalmaz. At yarışlarında özelleştirme yapılıp özelleştirme kapsamında olan TİGEM aynı şartlarda devam edebilir mi? Türkiye’de özel sektörün % 50 kesinti oranı ve elde edilen fonun tahsis ediliş şartları ile at yarışlarına talip olacağını düşünmek hayaldir. Nasıl olsa bu işin rasyonalitesi ortaya konacaktır, biz atçılar olarak en azından yepyeni bir bakış açısıyla hakikaten ülkemiz atçılığın önünü açacak tüm paydaşların üzerinde antant kaldığı bir “Stratejik Planı” doğru dürüst hazırlanmasına katkıda bulunalım, ne olursa olsun ama atçılığımız selametle devam etsin.

Turgay Kop

(3 Haziran 2014 Salı günkü 1055 sayılı Yarış Dünyası Dergisi’nden alınmıştır)

Benzer Haberler

Yorum yapın