At Yarışı Haber Sitesi | At Yarışları Video | Galoplar | Ganyan Bilgileri

at yarışı facebook at yarışı twitter at yarışı vimeo rss at yarışı Reklamlarınız için : info@liderform.com.tr

Kıskançlık üstüne

09 Haziran 2014 / 13:15   |   842 Okundu   YAZDIR
Kıskançlık üstüne

Her yönüyle tamamen “özgüven eksikliği” ve “kişilik zafiyeti”nden kaynaklanan ve son derece rahatsız edici, sevimsiz ve sapkın bir davranış biçimi olan kıskançlığın hiç kimseye herhangi bir yarar sağlamadığı tartışmasızdır. Ama ne yazık ki çoğu kişi bu gerçeği görmekten uzak, kıskanır da kıskanır!
Hangi gözlükle bakarsanız bakın, akıllı adam işi değildir kıskançlık. Döner, dolaşır, bumerang gibi hep sahibini vurur bu hastalık!
Kıskançlık üstüne sayısız öykü duymuşsunuzdur kuşkusuz. Aziz Nesin’in aşağıdaki muhteşem öyküsü de bildikleriniz arasında mıdır, değil midir bilmiyorum.

BİRBİRİNİ KISKANAN TAŞITLAR
Bu olay büyük bir kentte geçti. O kentin çok büyük bir garı vardı. O garda birçok demiryolu birleşiyordu. Durmadan gara trenler gelir, gardan trenler kalkardı.Gar, deniz kıyısına yakındı. Deniz kıyısında vapur iskelesi vardı.Garla iskele arasındaki geniş alanda otobüslerin, otomobillerin, kamyonların ayrı ayrı durakları vardı. Orda hemen hemen her tür taşıt bulunuyordu. Birbirlerine yakın olduğu için tanışıyorlardı. Aralarında konuşurlardı.Otobüs durağına gelen otobüslerle taksi durağındaki otomobiller çok iyi arkadaştılar. Bir gün otobüslerden biri, bir otomobile şöyle dedi:
“Şu trenlerin işi ne kadar kolay… Hem kolay hem de rahat. “ Bu sözlerinden, otobüsün treni kıskandığı belli oluyordu. Otomobil, treni otobüsten de çok kıskanıyordu.
“Çok doğru” dedi, “trenler şanslı taşıtlar, bizim gibi değil. Hele benim, ne zaman, nereye gideceğim hiç belli olmaz. Bu düzensiz yaşamdan bıktım.”
İncecik bir ses araya girdi. O ince ses, otobüse şöyle diyordu:
“Sayın otobüs, niçin yakındığınızı anlamıyorum. Hiç olmazsa belli bir tarifeye göre kalkıyorsunuz, o tarifeye göre belli yollardan gidip geliyorsunuz, belirli duraklarda duruyorsunuz. Ama benim hangi yollardan gideceğim, ne zaman gidip ne zaman, nerede duracağım hiç belli olmaz.”
Bu incecik ses, durağa bırakılmış bir bisikletten geliyordu. Belli ki bisiklet de tarifesi var diye otobüsü kıskanmaktaydı. Bu kez kalın bir ses girdi araya. O kalın ses otobüse şöyle dedi:
“Çok doğru söylüyor bisiklet. Benim de hiçbir zaman tarifem olmadı. Bu düzensiz yaşam çekilmiyor.”
Bu kalın ses, duraktaki bir kamyondan geliyordu. Kamyonun da otobüsü kıskandığı belliydi. Otomobil de ince sesli bisikletle, kalın sesli kamyonu doğruladı:
“Otobüsler bizlere göre çok iyi bir yaşam sürüyorlar. Ne mutlu otobüslere… Tarife, düzen demektir. Benim hiçbir zaman düzenli bir yaşamım olmadı.”
Otomobilin de bisiklet ve kamyon gibi tarifesi var diye otobüsü kıskandığı belliydi. Otobüs, bu üçüne şu yanıtı verdi:
“Evet, belediyenin yaptığı tarifeye göre yaşadığım doğrudur. Ama hep aynı yoldan gidip gelsem bile şoför beni, yolun bir o yanına, bir bu yanına sürebilir. Sonra yol tıkanınca beni tarife dışı bir yerde durdurabilir. Oysa trenler öyle mi? Trenin tekerlekleri, rayların üzerindedir. Raydan bir santim bile ayrılmadan yaşamını sürdürür. Sonra durağa gidinceye dek hiçbir yerde durmaz.
Otobüsün de treni kıskandığı anlaşılıyordu. Heceleri uzata uzata konuşan biri söze karıştı. Bu, gardaki bir trendi. Oradakilere şöyle dedi:
“Belli zamanlarda hep belirli işleri yapmanın ne denli can sıkıcı olduğunu kimse biz trenler kadar bilemez. Tekerleklerimle bağlı olduğum şu raylardan biraz olsun ayrılıp, çayırlara, dağlara, uzak ovalara gitmek, oralarda neler olduğunu gezip görmek isterdim… Oraları merak ediyorum. Ama hiçbir özgürlüğüm yok, rayların belirlediği yollardan başka yere gidemem ve tarifenin belirlediği zamandan başka zamanlarda hiçbir istediğimi yapamam…”
Trenin, otomobili, kamyonu, bisikleti, otobüsü kıskandığı bu sözlerinden apaçık belli oluyordu.İskeleye yanaşmış olan vapurun düdüğü öttü.
Otobüs, “en şanslı taşıt, vapur” dedi.
Tren, “niçin?” diye sordu.
Otobüs, “çünkü” dedi, “vapurların yaşamı hem düzenli, hem de özgürlükleri var. Belli bir tarifeye göre gidip geldiklerine göre, yaşamları bir izlence içinde geçiyor. Denizde oldukları için de özgürler.”
Kamyon, “doğru” dedi.
Bu konuşmalarından, kara taşıtlarının vapurları kıskandıkları ortaya çıkmıştı. İskeledeki vapur, onlara şu yanıtı verdi:
“Hepiniz yanılıyorsunuz. Sizin bastığınız yer sert, sizler sağlam bir yere basıyorsunuz. Ne güvenli bir şeydir sağlam yere basmak. Oysa ben öyle miyim?.. Ben suyun üstünde duruyorum. Su güvenceli değil. Durmadan oynar, kımıldar, devinir, dalgalanır ve hep beni sallar… Ne denli şanslı olduğunuzu hiç bilmiyorsunuz siz…”
Vapurun, bütün kara taşıtlarını kıskandığı anlaşılıyordu. O sırada gökten gelen bir gürültü duyuldu. Bu bir uçaktı. Uçak tam üstlerinden geçmekteydi.
Tren, “en iyisi uçak olmakmış, ne şanslı bir araç… Alabildiğine özgür…” dedi.
Kamyon, “evet” dedi, “alabildiğine özgür, üstelik tarifesi de var. Yani hem özgür hem düzenli yaşıyor…”
Kara ve deniz taşıtlarının, uçağı kıskandıkları anlaşılıyordu. Onların konuşmalarını duyan uçak, yukardan şöyle seslendi:
“Çok yanılıyorsunuz. Bu güvencesiz yaşamdan bıktım. Zaman zaman, yerde, tekerleklerimin üstünde koşmak, havaalanından kente varmak, oraları görmek isterdim.”
Anlaşılan uçak, hem kara, hem de deniz taşıtlarını kıskanıyordu. Taşıtlar içinde birbirini kıskanmayan yoktu. Kimi düzenli bir yaşam, kimisi de tarifelerin baskısından bıkmış, özgürlük istiyordu. Kimi güvence arıyor, kimi de merak ettiği yerlere gidebilmek istiyordu. Kısacası, otobüs treni, tren kamyonu, vapur uçağı, yani hepsi birbirini kıskanmaktaydı.
Bütün bu taşıtlar istekleri gerçekleşemediği için o kadar bunaldılar ki, günün birinde özledikleri yaşama kavuşmaya karar verdiler. Kamyon, trenin raylarından gitmek istiyordu. Vapur, güvenceli bir yaşam için artık karada gitmek istiyordu. Uçak, havaalanına inince bir otobüs gibi alıp başını gidecek, kentin içine dalacaktı… Bütün taşıtlar yaşamları boyunca özledikleri bu isteklerini gerçekleştirmeye giriştiler. Sonuç ne oldu?
Rayından çıkıp uzakları görmek isteyen tren hemen devrildi. Uçak, alıp başını gidince kanatları oraya buraya çarptığı için bozuldu. Bisiklet, tramvay rayına tekerleklerini oturtmak isteyen kamyonun altında kaldı. Karada güvence arayan vapur, kuma oturdu, burnu bir kayaya çarptı. Otomobil, uçak gibi uçmak için bikaç kez zıpladıysa da bir ağaca toslamaktan başka bir şey yapamadı. Vapur gibi hem tarifeli hem özgür olmak isteyen otobüs, kendini rıhtımdan aşağı denize attıysa da hemen sulara gömüldüğü için yüzemedi.
Taşıtların hiçbiri, kendinden başka bir şey olamadı.
Bu olaydan sonra taşıt tarihçileri, tarih kitaplarına şunları yazdılar:
“Hangi taşıt kendisinden başka bir taşıt olmaya özenirse, kendisi olarak bile kalamayacağı için hiçbir şey olamaz.”

Demir Karahan

(3 Haziran 2014 Salı günkü 1055 sayılı Yarış Dünyası Dergisi’nden alınmıştır)

Benzer Haberler

Yorum yapın