At Yarışı Haber Sitesi | At Yarışları Video | Galoplar | Ganyan Bilgileri

at yarışı facebook at yarışı twitter at yarışı vimeo rss at yarışı Reklamlarınız için : info@liderform.com.tr

MONUMENTAL

19 Ekim 2014 / 17:58   |   416 Okundu   YAZDIR
MONUMENTAL

Geçen hafta Fransa’da dünyanın en önemli yarışlarından birisi olan Qatar Prix de l’Arc de Triomphe’u Longchamp Hipodromu’nda dünyada at yarışlarının en büyük sponsoru olan LONGINES heyeti ile beraber davetli olmam sebebiyle seyretme fırsatını yakaladım. Yarışın yılki sloganı “Monumental”in Türkçesi “Anıtsal” olarak ifade edilebilir ve yarışın önemi, anlamı, prestijini vurgulamaktadır. Bilindiği gibi bu müstesna yarış ismini Fransız ordularının 1919 yılında 1.Dünya savaşında elde etmiş olduğu zaferi simgeleyen “Zafer Anıtı”ndan almıştır. Bu yarışı kazanan at elde edeceği her şeyin üzerine son derece önemli bir onur da elde etmiş oluyor ve adeta anıtlaşarak ölümsüzleşiyor. 1920’de düzenlenmeye başlayan ve 2 yıl ara verilmek zorunda kalındığı için 93 yıl yapılan ve dünyanın çim pistte toplamda 5 Milyon Euro ile en yüksek ikramiyeli ve prestijli yarışı olarak bilinen bu yarışla birlikte çok önemli grup yarışlarının da yer aldığı söz konusu muhteşem etkinlikte bir kez daha bulunma şansını elde etmiş olmak benim açımdan çok sevindirici ve memnuniyet vericiydi. Şunu ifade edebilirim, France Galop bu yarışı organize etmekte tecrübesi yanında artık yeterli maddi desteğe sahip olmanın da rahatlığını yaşıyor. Qatar Racing and Equestrian Club (QREC)’in muazzam maddi desteği ile ikiye katlanarak yükseltilen yarış ikramiyesi ve son derece profesyonel alt ve üst yapı destekli bir şekilde yürütülen çalışmalarla ev sahipliği uluslararası anlamda kusursuz gerçekleştiriliyor. Etkinlik münasebetiyle düzenlenen çeşitli uluslararası konferans ve toplantılar dünya atçılığı adına çok önemli organizasyonlar olarak kabul edilmektedir. LONGINES’de tüm dünyada olduğu gibi bu yarışların daimi ve önemli sponsorlarından birisidir. Memnuniyetle biliyorum ki, önümüzdeki sene TJK ile yapılan anlaşma ile İstanbul’da at yarışlarına sponsorluk yapmaya başlayacaklardır.
Hafta sonunda 8 tanesi GR 1 olmak üzere 17 yarışın yapıldığı etkinlikte dağıtılan ikramiye toplamda 9.2 Milyon Euro idi. Etkinliğe Pazar günü 51.208 kişi olmak üzere yaklaşık 62.000 kişinin katıldığı 600 kadar yabancı medya mensubunun etkinliği takip ettiği, TV yayınlarının ise 45 ülkede yaklaşık 1 milyar kişi tarafından izlediği rapor edildi. Hipodroma katılımın 2000 yılından beri en yüksek seviyede olduğu belirtildi. 2006 yılında Japon atı Deep Impact’ın yapmış olduğu katkı bir kenara bırakılırsa katılımın önceki yıla nazaran % 19 oranında arttığı hesap edildi. Bu yıl hipodroma gelen Japon taraftar sayısının ise 6.000 civarında olduğu belirtildi. Yarışlara katılan toplam at sayısı ise 9 ülkeden 221 adetti. Bu atların 190 tanesi grup yarış kazanmış atlardı. Pazar günkü Qatar Prix de l’Arc de Triomphe’a katılan 10’u Fransız, 10 yabancı 20 atın toplamda 28 Grup 1 yarış kazanmış olması at kalitesinin yüksekliğini çarpıcı bir şekilde gösteriyordu. Yarışa 10 Fransa, 3 Japonya, 3 İngiltere, 3 İrlanda ve 1 Almanya adına katılan atlar arasında yer alan ve Mart ayında 5 Milyon USD’lık Dubai Duty Free (UAE-G1) yarışını kazanmış ve dünyanın en yüksek 130 puanlı atı Japonya yetiştirmesi Just a Way yarışı ancak 8. olarak tamamlayabildi. Prix de l’Arc de Triomphe katılan atların puan ortalaması ile belirlenen dünyanın en prestijli yarışları sıralamasının en üst basamağında durmaktadır.
Şüphesiz, yarışı Fransa’da yetiştirilmiş bir atın, 47 yaşında Fransız jokey Thierry Jarnet ile kazanması hipodromu dolduran yarış severleri çok memnun etti. Yarışa çok iddialı bir şekilde 3 atla katılan ve hipodromda kalabalık bir şekilde atlarını destekleyen Japonlar ise bu sefer sükûtu hayale uğradılar. 2013 yılında yılın atı seçilen ancak bazı problemleri nedeniyle bu yıl önemli bir başarı elde edemediği için fazla şans verilmeyen Treve bu önemli yarışı yarış tarihinde 7.kez olsa da iki yıl üst üste kazanarak kariyerini büyük bir başarı ile taçlandırdı.
Şampiyon kısrak ilk önce emekliye ayrılması kararı verildi ama daha sonra bu karardan vazgeçildiği ve yarış sonrası durumu nazarı dikkate alınarak atın idmanda tutulacağı ve 3. kez ARC’ı kazanmayı hedefledikleri açıklandı. Fransa atçılık tarihinde önemli başarılara imza atmış ve özellikle ARC yarışı ile ilgili çok önemli deneyimleri olan kişilerden oluşan bir ekip tarafından idman edilen ve koşulan atla ilgili çizilen strateji sanırım bizlere yarışçılık ve yetiştiricilik konusunda bazı ince noktaları göstermektedir.

“Yüksek kaliteli atların sahipleri atların damızlık değerlerini yükseltecek faktörleri göz önünde tutarak, daha ziyade yüksek ikramiye yerine ilk önce hangi atlarla koştuklarına ve yarışların prestijine bakmaktadırlar”

Daha öncede yazmıştım ama tekrar etmekte fayda var. Kaliteli bir atın prestijli bir yarışı önemli atları geçerek kazanması onun değerini çok daha fazla arttırmaktadır. Yani bir yarışa katılma kararında öncelikle iki faktör öne çıkmaktadır; birincisi rekabet seviyesi, ikincisi yarışın prestijidir. Yüksek kaliteli atların sahipleri atların damızlık değerlerini yükseltecek faktörleri göz önünde tutarak, daha ziyade yüksek ikramiye yerine ilk önce hangi atlarla koştuklarına ve yarışların prestijine bakmaktadırlar. Kaliteli bir atın prestijli bir yarışı önemli atları geçerek kazanması onun değerini çok daha fazla arttırmaktadır. Bu bakımdan atların gerek katılacakları yarışların seçilmesi ve gerekse deniz aşırı uzun mesafeli seyahatler yapmasını sağlayacak sebeplerin başında damızlık değerlerinin kendi ülkeleri yanında diğer ülkelerde de yükselmesine yardımcı olacak değerlerin olmasıdır. Örneğin, atçılıkta büyük hamle yapmış olan Japonya’nın şampiyon atlarına sahip olan at sahipleri daha çok Fransa’da Prix de l’Arc de Triomphe yarışını tercih ederken, Amerikalı at sahipleri de Dubai World Cup’ kum pist yarışlarını tercih etmektedirler. Bu seferde yine aynı faktör kendisini göstermiş ve 93.Qatar Prix de l’Arc de Triomphe yarışına Japonya’dan tam 3 at katılırken, bunların haricinde Avrupa dışından katılım olmamıştır. Amerika menşeli atların bu sene kum pisti bile değiştirilen Dubai World Cup’a katılmayı tercih edecekleri bellidir.
Bütün bunları toparlarsak, bir ülkede atçılık yapılıyorsa, onu dünyadan koparmak gelişmenin en önemli engelidir. Yarışçılık ve yetiştiricilikte uygulanan stratejilerin ana hedefi mutlaka uluslararası rekabete dönük olmalıdır. At nesli ve yarış kalitesinin yükseltilmesi zaten yasal düzenlemelerin özünde de açıkça ifade edilmektedir. Özelleştirme konusunun artık çok ciddi biçimde telaffuz edildiği günümüzde özellikle Devlet cephesinden verilen mesajların çok iyi anlaşılması ve buna göre hazırlanılması gerekmektedir. Maliye Bakanı Şimşek, son demecinde “Devlet artık şans oyunlarında, oyunları oynatma görevini özel sektöre devredecek ve denetleme fonksiyonuna yoğunlaşacak. Buradaki amacımız da büyüyen sektörden uluslararası markalar yaratabilmek, her alanda olduğu gibi bu sektörde de kayıt dışını kontrol altına alabilmek. Kısa zaman içinde Milli Piyango İdaresini bu fonksiyonu etkin bir şekilde yerine getirebilmesi amacıyla yeniden yapılandıracağız” ifadelerini kullanmıştır. Bu mesajda atçılığımız açısından yeni dönemde çok büyük fırsatlarında bulunduğu açıkça görülmektedir. Atçılığımızın marka değerini yükseltmek, yarışların kalite ve prestijini arttırmak zorunda olduğumuzu her vesile ifade etmiş bir atçı olarak, bu vesile ile de yine tekrar ediyorum. Nasıl olsa “Özelleştirme” olacak diye hiçbir şey yapmadan beklemek veya burası özelleşemez böyle gelmiş böyle gider felsefesi ile hareket etmek atçılık endüstrisine verilecek en büyük zarardır. Atçılığın geliştirilmesi için yapılması gerekenlerin mevzuata sığınarak oluşturulan iklim ve çalışma ortamı ile plansız programsız yapılması da rasyonel değildir. Türkiye’de atçılık öyle böyle devam edecektir, bunu kimse engelleyemez, engellemez. Sektörün yetkili tüm kurum ve kişilerin sektöre sahip çıkıp, atçılığın değerini arttıracak veya en azından azaltmayacak çalışmalara devam etmek mecburiyeti vardır. Zaten halen görevleri, yasalarla belirlenmiş yetki ve sorumlulukları devam etmektedir. Bu bağlamda ayrıca Maliye Bakanımızın demecinin son cümlesine de dikkatleri çekiyorum. Eğer biz atçılar kendi içimizde bunu yapamazsak bu görevleri başka birilerinin üstleneceği aşikârdır. Ama maalesef dezenformasyonla beslenen gelişmeler ilgili kurumları negatif etkiliyor ve sağlıklı bir yönetim sergilenemiyor. Koskoca Türk atçılığının kişisel çabalarla rasyonel bir biçimde yönetilmesi ne kadar zor hatta imkânsızsa, kişisel veya kurumsal menfaatler veya çekişmeler her şeyin üzerinde tutularak yönetimsel sıkıntılar yaratılarak gerekenlerin yapılmaması da geleceğe umutla bakılmasını o kadar zorlaştırmaktadır. Geleceği tarif edecek ve atçıya yön verecek olan “Stratejik Plan” bir türlü sonuçlandırılamadı ve atçıya deklare edilmedi. Kurumlarda arzu edilen yeniden yapılanma ve kurumsallaşma çalışmalarında da bir ilerleme görülmüyor. Başta TJK olmak üzere tüm derneklerin atçılığımızın geleceği için proje ve önerilerini hazırlamış olması, bunları ortaya koyma zamanı geldi ve hatta geçiyor. Tek vücut olma gerekliliği zaten malumdur. Bakalım bu işleri kim toparlayacak?

Turgay Kop

Benzer Haberler

Yorum yapın