At Yarışı Haber Sitesi | At Yarışları Video | Galoplar | Ganyan Bilgileri

at yarışı facebook at yarışı twitter at yarışı vimeo rss at yarışı Reklamlarınız için : info@liderform.com.tr

Müşteri değeri

16 Haziran 2014 / 12:49   |   195 Okundu   YAZDIR
Müşteri değeri

Atçılığımızı yöneten kurumların koşulsuz memnun etmeye çalıştığı müşteri/tüketicileri başta velinimetimiz yarış severler olmak üzere at sahipleri ve yetiştiricilerdir. Atçılığımızda müşteri memnuniyeti ile ilgili görüşlerimi bu sayfalarda ifade etmiştim. Şüphesiz her kurum ve kuruluş sattıkları mallar veya verdikleri hizmetler karşılığında müşteri ve kamuoyu nezrinde bir “Marka Değeri”ne sahip olmaktadırlar. Marka Değeri’nin en güzel açıklamalarından birisi üretilen bir malın veya hizmetin onları kullanan insanlar/müşteriler tarafından nasıl algılandığıdır. Değerli bir marka müşteri/tüketici zihninde ayrıcalıklı bir konumda olmak olarak tariflenmektedir.

“Müşterinin algıladığı fedakârlıklar: Bir ürünü veya hizmeti ele geçirmek için paradan daha fazla müşterinin ön plana çıkardığı ve katlandığını düşündüğü maliyetlerdir”

Bugün tüm dünyada at yarışları ile diğer spor dalları arasında gittikçe artar şiddetli rekabet, hızlı teknolojik yenilikler ve beklenti düzeyleri giderek artan müşteriler, birçok yarış otorite ve müessesi için değer sunumunu önemli hale getirmiş, bu durum at yarışı işletmecilerinin üstün nitelikli “Müşteri Değeri” sunma çabalarını giderek artırmıştır. “Müşteri Değeri” bir ürün ya da hizmetle ilgili olarak müşterilerin belirli ihtiyaçlarını rakip ürün ve hizmetlere göre daha üstün karşılayıp karşılamadığına ilişkin yargılarıdır. “Müşteri Değeri “ürün ve hizmetler yoluyla sunulan faydalar ile bu faydalara ulaşmak için katlanılan fedakârlıklar arasındaki değiş-tokuş” olarak tanımlamaktadır. Müşterinin algıladığı fedakârlıklar: Bir ürünü veya hizmeti ele geçirmek için paradan daha fazla müşterinin ön plana çıkardığı ve katlandığını düşündüğü maliyetlerdir. Ancak katlanılan fedakârlıkların sadece parasal bir değer olmadığını vurgulamak gerekmektedir. Çünkü müşteri bir ürün veya hizmeti satın alırken parasal değerin yanında; ürün veya hizmeti satın almadan önce, alırken ve aldıktan sonraki süreçlerde harcanan zaman, çaba, enerji ve bu süreçte yaşanabilecek sıkıntılar gibi parasal olmayan bedeller de ödeyebilmektedir. Bu tür bilişsel ve fiziksel çabalar finansal, sosyal ve psikolojik riskleri de beraberinde getirebilmektedir.
Ülkemiz şartlarında Devletin belirlediği % 50 gibi rekor bir kesinti oranı ile şans oyunlarına iştirak ederek zaten maddi açıdan maksimum fedakârlığı yapan bahis severlere, at yarışları açısından baktığımızda da yarış severlere, en iyisini sunma mecburiyeti kaçınılmaz olmaktadır. Yarışların kimseyi mağdur etmeyecek şekilde ve disiplinde yapılması için tüm ilgililere ve çalışanlara büyük görevler düşmektedir. Yarış komiserinden, startçısına, jokeyine, aprantisine hasılı tüm ilgililer aslında büyük sorumluluk altındadırlar. Bu konuda stratejik olarak eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yapılmalı ve mevzuat ve kurallar titizlikle uygulanmalıdır. Hipodrom ve bayilerimizde “Konukseverlik” anlamında eksiksiz hizmet verilmesine özen gösterilmelidir. Bu konudaki görüşlerimi de her vesile ile ifade etmiştim. Şunu rahatlıkla ilave etmeliyim ki, bu bir iklim yaratılması işidir ve bilinçlendirme en tepeden başlamak zorundadır. At yarışlarında özel sektör işletmecilerinin en fazla üzerinde duracağı konular kesintiler ve konukseverlik olacaktır.
Bu açıdan baktığımızda, diğer önemli müşteri grubu olan atçıya verilen ve yüksek olarak nitelendirilen ikramiyeler ve yetiştiricilik primlerini onlara verilen değerin tek bir ölçüsü olarak kabul edemeyiz. Sadece bu olgu ile atçılığımızı yönetmek çok doğru bir yaklaşım değildir. Bir başka değişle, biz atçımıza değer vermeseydik bu kadar yüksek ikramiye öder miydik? yaklaşımı çok rasyonel gözükmemektedir. Ancak atçılarımızın da bu konuda çuvaldızı kendilerine batırmaları icap etmektedir. Yüksek ikramiyeler söz konusu diye her şeye razı olmak bir bakıma kaderine razı olmakla eşdeğerdir. Yarın bu imkânlardan mahrum kalındığı zaman elde avuçta bir şey kalmayacağını da hesap etmek gerekmektedir.
Özelleştirme arifesinde bu tür konuların ne önemi var diyebilirsiniz, zaten her şey güllük gülistanlık, Sayın Müsteşarımızın ifade ettiği gibi atçı cennette yaşıyor ama haberi yok. Dünyanın en yüksek ikramiyeleri atçıya dağıtılıyor. Atların % 50’si 1 TL. kazanmadan sezonu tamamlıyor ama kalan sağlar bizimdir. Müşterek bahis satışları her yıl artıyor, atçılığımız dünyanın ilk 10’u arasında, tek sıkıntımız atlarımız uluslar arası başarı sağlayamıyor ve yurt dışına bir tek at bile gidemezken, at da satamıyoruz. Bu kadar kusur kadı kızında bile olur. Biz kendimize yeteriz, dünya rekoru % 50 kesintiye rağmen yarış sever yukarıda belirttiğim fedakârlığı yapmaya devam ediyor. Sektöre para yağıyor, yatırımlar son sürat devam ediyor, her hipodrom ve haramız da son derece modern mimari yapıda at hastanelerimiz yükselmeye başladı. Sayın Bakanımız sırayla hepsini açacak, şimdilik personel, alet edevat tamamlanmadı ama hepsi yakında olacak merak etmeyin. Bu yatırımlarla ülkemizde istihdama katkı da sağlanacak, her hastaneye 20 kişi alınsa, toplamda 200 kişi daha iş bulacak. Öyle ya sadece bina yapılmadı ki içinin de doldurulması lazım. Maliyetler biraz artar ama olsun atçımız kalenderdir katlanır. Pansiyon hara ücretleri at başına 2.000 TL/Ay’a çıkar, at satışların da ise maliyetine bile at satılmaz, olsun, etrafta dolu seyisliği veya antrenörlüğü bırakmış at sahipliği mesleğine adım atmış bir sürü kişi var, onlar alırlar bu atları ahır bulabildikleri illerdeki hipodromlarda koşmaya çalışırlar. Zaten, hipodromlarda ahır inşaatları devam ediyor, pedigri alan her ata bir ahır var kimse merak etmesin. Koşacak yarış bulamayız diye de merak etmeyin ışıklandırmalar da devam ediyor. En kısa sürede sabah-akşam günde 2 yarış meeting’den yılda 730 yarış gününe ulaşacağız. 2014’de 654 şunun şurasında ne kaldı ki? Peki kalite ? Ne demek? Anlamadım bu suali, geçelim lütfen.

“At yarışları ile ilgili direkt olarak algıyı hedefleyen, zaman zaman yaşanan ve medyaya yansıyan veya yansımasa da camiada şok etkiler yaratan olaylar ile at yarışları hakkındaki algıyı yönetmek için harcanan çabaların bir muhasebesini yapmak gerekmektedir ”

Netice de, otoritemiz de yasaların kendisine verdiği yetki ve kuvvetle devletimizin çıkarlarını kusursuz bir şekilde korurken, devletimizin kasasına her yıl 1 Milyar TL para aktarılır, kamu iktisadi kuruluşu TİGEM kendisine sağlanan ayrıcalıklarla ihya olur, otoritemiz devlet yetiştirmesi Arap atlarının özel sektör atçısının yetiştirdiği atları geçtiği zaman adeta mutluluktan havaya uçar. Ama enternasyonal yarışlarda yarım kan faktörüne sığınırız. Özetle böyle bir ahvalde atçılığımız devam ediyor.
Yukarıda belirttiğim teorik tarifleri hatırladığımızda, aslında bir tek risk var atçılığımızda; müşteriler yani yarış severler ve atçılar bırakın maddi olanlarını bir tarafa, ödedikleri parasal olmayan bedellerle yaptıkları fedakârlıklara katlanamaz hale gelirlerse, atçılığın geleceği ne olacak diye düşünmemiz gerekmiyor mu? Yani düşünmesi gerekenleri kastediyorum.
At yarışları ile ilgili direkt olarak algıyı hedefleyen, zaman zaman yaşanan ve medyaya yansıyan veya yansımasa da camiada şok etkiler yaratan olaylar ile at yarışları hakkındaki algıyı yönetmek için harcanan çabaların bir muhasebesini yapmak gerekmektedir. Sanıyorum son yaşanan olayların maliyeti çok düşük değildir. Örneğin geçen hafta gündeme TİGEM Karacabey Harasında yapılan safkan Arap tayları satışları sırasında yaşanan sıkıntılar ve Sayın Müsteşarımızın Ankara’da kupa törenindeki ifadeleri ve tavrı damgasını vurdu. Bu olayların sadece yarış severler üzerinde negatif etki yapıp yapmadığına bakarak bir değerlendirme yapmak sağlıklı değildir. Elini kayanın altına sokmuş atçının da ne düşündüğü ne algıladığı önemlidir. Kupa töreninde yaşananlar için Sayın Müsteşarımız insani bir duygu ile böyle davranmıştır, kimse itiraz etmiyor ki buna. Ayrıca şahsına ve makamına saygımız sonsuzdur ancak ortaya bariz bir şekilde çıkan bir devlet refleksi var, kimse bunu inkâr edemez. Panelde de aynı refleks yaşanmadı mı? Sorun asıl burada ve mutlaka telafiye muhtaç bir davranıştır. Ama yıllardır bu tür olaylar hep yaşandı, telafi için pek bir çaba harcanmadı ve hatta kanıksandı maalesef.
Hep söylemiyor muyuz, atçılığımızın gelişmesi ve yaygınlaşması için at satışlarının canlandırılması yeni atçıların camiaya kazandırılması lazım diye? Bir takım tehdit ve zorluklarla at satışlarının bu hale gelmesi şüphesiz at sahibi olmak isteyen veya at almak isteyen müteşebbisler için de büyük sıkıntılar yaratmaktadır. Eskiden tay satışlarında yeni veya camiada sevilen birisi müzayede de at almak için pey sürdüğü zaman diğer atçılar atı onun alması için pey bile sürmezlerdi. Böyle bir saygı ve sevgi vardı atçılar arasında. Şimdi satıştan önce tayı görmek için yanına gittiğiniz zaman hemen biri belirip “bu atı biz alacağız anladın mı canım?”diye tehdidini kolaylıkla yapabiliyorsa nerden nereye geldiğimizi siz düşünün artık. Peki yeni atçıyı nasıl çekeceğiz bu sektöre? En yoğun hipodrom olan Veliefendi içersine sıkıştırılmış “At Satış Merkezi” yılda bir kere sınırlı şartlarda ve profesyonellikle ilgisi olmayan bir şekilde çalışırken, TİGEM bile bu mekana rağmen taylarını hala padokta satmaya devam ederken, başta otorite ve dernekler beraberce seyrediyor. Satışlara ilgi ve volume her yıl düşüyor. İstanbul’da güvenlik çok daha etkili olduğu için satışlarda pek kolay olay çıkma ihtimali olmuyor Allah’tan. Bu konuda da kurumsallık şarttır. İstanbul, Karacabey fark etmez. Ama nasılsa, TİGEM Arap taylarını inanılmaz fiyatlarla satıyor, hepimiz ellerimiz kızarıncaya kadar alkışlıyoruz satışlarda sürülen peyleri. Alıcılar da belli zaten. Sorun yok. TİGEM gazetelere, bilboard’lara reklamlar veriyor tay satışları ile ilgili. Çok güzel bir faaliyet ama camia dışından gelip bir kişi tay aldı mı çok merak ediyorum?
At satış merkezinde yapılan Arap tayları satışlarını yıllardır seyrediyoruz. Satışa getirilen özel hara taylarına talip bile çıkmıyor. Zaten Arap atı değerli ülkemizde çok fazlada at getirilmiyor satışa. Satılan 2-3 tay ya var ya yok. TYASYD sadece satışlarda satılan İngiliz taylarının katıldığı özel bir yarış düzenletirken Arap tayları ile ilgili ise böyle nuda eleştiri getirirken derneği de unutmamak gerekiyor. Böyle bir ayrımcılığı yapmaya hakkı var mı? Hâlbuki Arap atçılığında son yıllarda özel sektörün sağladığı çok net bir başarı söz konusudur. Neyse, Allah’tan bu sene sahaya özel hara yetiştirmesi TURBO tayları gelecek hiç olmazsa performans anlamında bir rekabet ortamı da doğacaktır. Şahsen TURBO ile birlikte Arap atçılığında yeni bir jenerasyonun doğacağına inanıyorum. Otoritemizin artık Arap atı yetiştiriciliğinde devlet refleksini göstermemesini temenni ediyorum.
Netice olarak şunu ifade etmek istiyorum, atçılığımızın sadece parasal hedeflerle yönetilmesi her anlamda kaliteyi ve parasal olmayan ama moral olarak çok önemli faktörlerin nazarı dikkate alınmaması geleceğimize umutla bakmayı zorlaştırmaktadır. At yarışlarının marka değerine zarar verecek en ince detayın bile önlenmesi için önleyici stratejiler uygulanmaya özen gösterilirken, müşteriye değer vermek konusu her zaman ön planda tutulmalıdır. Bu konularda kurumsal tedbirlerin alınması şarttır. Sadece iyi niyet söylemleri ve düşük bütçeli yatırımlar ve harcamalar kâfi değildir. TJK alışılmış kalıpların dışında yarış sever odaklı PR çalışmalarını profesyonel bir şekilde sürdürmelidir. STK Derneklerimizin artık şahsi ihtilafları bir kenara atıp, atçıya her anlamda sahip çıkarak asli görevleri olan atçının menfaatlerini koruması beklenmektedir. İfade etmiştim, tekrar ediyorum olup bitenleri film gibi seyredemeyiz.
Özelleştirme arifesinde atçılığımız artık buram buram devlet havası soluyor, bundan gocunmuyoruz, devlet menfaatlerinin yasalara uygun biçimde korunmasına saygımız sonsuz, bugüne kadar nasıl korunduysa bundan sonra da aynen korunacaktır, kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın. Ama unutmayalım aynı özen atçılığımızın menfaatleri içinde gösterilmelidir. 64 yıllık TJK ve işbirliği atçılığa her zaman güç verecektir. Özel sektör olmazsa ve en önemlisi dışlanırsa bırakın atçılığı ülkemizde hiçbir sektör kendisini geliştiremez ve hayatiyetini devam ettiremez. Müşteri değerini bilelim, atçılığımızın özel sektördeki her türlü fedakârlığa katlanmakta olan fertlerine güvenelim ve onları destekleyelim, atçılığımız ve ülkemiz kazansın.

Turgay Kop

(10 Haziran 2014 Salı günkü 1056 sayılı Yarış Dünyası Dergisi’nden alınmıştır)

Benzer Haberler

Yorum yapın