At Yarışı Haber Sitesi | At Yarışları Video | Galoplar | Ganyan Bilgileri

at yarışı facebook at yarışı twitter at yarışı vimeo rss at yarışı Reklamlarınız için : info@liderform.com.tr

Şampiyon

17 Ağustos 2014 / 17:35   |   1013 Okundu   YAZDIR
Şampiyon

Ülkemizde yapılacak olan uluslar arası yarışların ilk kayıtları ilan edildi. 6-7 Eylül’de İstanbul Veliefendi Hipodromunda düzenlenecek “Festival”e ülkemizden kayıt yaptıran atlarımıza baktığımız zaman bile Türk atçılığında gelinen nokta hakkında bazı analiz yapabilecektir. Hepimizin çok iyi bildiği ve sayfalarda defalarca yazdığım gibi, bugün dünyada atçılık ve yetiştiricilikte ileri gitmiş ülkelerde atçılığı yöneten kurumların temel değerlerinin başında “üstün kaliteli şampiyonlar yetiştirmek ve üst düzey yarışları organize etmek” geldiği bilinmektedir. Dünya at yarışı otoriteleri ve müesseseleri kendi yarış endüstrilerine ve yarış severlerine en iyileri sunmak ve dünyadaki “Şampiyon” olarak nitelendirilen atları ülkelerine çekmek için yüksek yarış ikramiyeleri ödeyerek birbirleri ile rekabet etmektedirler. Bilindiği gibi, atçılıkta çok sayıda iyi ve başarılı at yetiştirilmiş ve bu atlar at yarışlarının kalitesinin artmasına önemli katkılarda bulunmuşlardır. Ancak, “Şampiyon” olarak kabul edilen atlar sahalara çok sık gelmemektedir. Tecrübeli atçılar ve özellikle yarış severler iyi ve başarılı atlarla şampiyonları birbirinden kolaylıkla ayırt edebilmektedirler. Ülkemizde de bu nitelikteki atların at yarışlarına katkıları her zaman belirleyici olmuştur.
6132 sayılı Kanunun özü olan “At neslinin ıslahı”nın endüstriyel tarifinde de zımnen de olsa aynı hedef vardır. Buradaki maksat, yarış severin at yarışlarına teveccühü arttıracak kaliteli ve prestijli yarışların yapılması sağlayacak nitelikte ve ticari değeri olan atların ve şampiyonların yetiştirilmesidir. Neticede, beklenti, bu atların uluslar arası başarılar sağlaması ve uluslar arası ticari değer kazanarak satılabilmesi ve/veya damızlık değerinin yükseltilmesidir. Dolayısıyla, şampiyon atların korunması ve yetiştiriciliğe kazandırılması için otorite ve yarış müessesi tarafından at sahibi ve yetiştiricilere bir takım ayrıcalıklar tanınması ve teşvik edilmesi vazgeçilmez bir stratejidir.

“Beklenti, bu atların uluslar arası başarılar sağlaması ve uluslar arası ticari değer kazanarak satılabilmesi ve/veya damızlık değerinin yükseltilmesidir”

Uluslar arası rekabet daha ziyade yetiştiricilik tarafında çok daha fazla ağırlık kazanırken, müşterek bahisler yönünden de ayrı bir önemi vardır. Uluslararası yarışlara dışarıdan iyi atların veya şampiyonların gelmesini sağlamak için sadece yüksek ikramiye koymak bile her zaman yeterli olmamaktadır. Daha önce de örnekleri ile açıkladığım gibi, yüksek kaliteli atların sahipleri atların damızlık değerlerini yükseltecek faktörleri en başta göz önünde tutarak, daha ziyade yüksek ikramiye yerine hangi atlarla koştuklarına ve yarışların prestijine bakmaktadırlar. Kaliteli bir atın prestijli bir yarışı önemli atları geçerek kazanması onun değerini çok daha fazla arttırmaktadır. Yani, bir yarışa katılma kararında öncelikle iki faktör öne çıkmaktadır; birincisi rekabet seviyesi, ikincisi yarışın prestij’idir. Bu bakımdan atların deniz aşırı veya uzun mesafeli seyahatler yapmasını sağlayacak sebeplerin başında damızlık yani yetiştiricilikle ilgili değerlerinin diğer ülkelerde de yükselmesine yardımcı olacak getirilerin olmasıdır.
Aslında, ülkemizde de Otorite ve Yarış Müessesinin misyonu hemen hemen aynıdır. Uluslar arası başarı ve at ticaretinin arttırılması arzusu ve hedefi her vesile ile ifade edilmiştir. Bu amaçla tertiplenen yarışlara gerek yurt dışından ve gerekse yurt içinden teveccühün arttırılması için 1999 ve 2007 yıllarında ilave edilen yeni koşularla uluslararası yarışlar 2 güne çıkartılarak bir “Festival” havası yaratılmasına çalışılmıştır. Yarış ikramiyelerinin cazip sayılabilecek belirli bir seviyede tutulması ve katılacak atların transport ücretlerine yapılan katkılar ile özellikle Avrupa’dan önemli atların ülkemize gelmesi bir bakıma teşvik edilmektedir. Topkapı ve Boğaziçi Kupaları koşuları ise “Black Type” statüsünde G2 yarışlar olarak Katalog Standartları içersinde yer almasının sağlanması da yine yarışlara yabancı at sahipleri ve antrenörlerinin teveccühün arttırılmasına yardımcı olması için yapılmış olan çalışmaların bir parçasıdır. Ayrıca, festival tarihlerinin belirlenmesinde ve mümkün olduğunca uygun dönemin tespit edilmesinde de yine özellikle Avrupa’daki önemli yarış takvimi göz önünde tutulmuştur. TJK Uluslar arası İlişkiler Birimi her türlü iletişim olanağını kullanarak yabancı at sahibi ve antrenörleri bilgilendirmeye çalışmaktadır. Artık, her ne kadar halen yapılan pazarlama ve tanıtım çalışmalarının eksikliği veya yetersizliği tartışılsa da, dünya atçılığında bu yarışlardan haberi olmayan atçılık ilgilisi kaldığını pek tahmin etmiyorum.
Diğer tartışılan en kritik konu da söz konusu yarışlara takdir edilen ikramiyelerdir. Önceki dönemlerde bu yarışları cazip hale getirmek için günümüzden daha yüksek rakamlar konulmuş veya telaffuz edilmiş olsa da bugün gelinen noktada Otoritemiz halihazır ikramiyelerin yüksek bulduğunu ve azaltılması gerektiğini açıkça ifade etmiştir. Özellikle Arap atlarına mahsus yarışların ikramiyeleri dünyadaki Arap atları yarışları da göz önünde tutularak önemli ölçüde düşürülmüştür. Hatırlanacağı gibi, Arap atlarına mahsus 2007 yılında yapılan G1 Malazgirt Kupasının 1.ikramiyesi 500.000 USD gibi dünyanın en yüksek ikramiyeli Arap atı yarışı haline getirilmişti. 2007 ve 2008 yıllarında İngiliz atlarına mahsus Topkapı ve Boğaziçi koşuları da yine çok cazip ikramiyelerle koşulmuştur.
Bütün bu uygulamalara ve çalışmalara rağmen her dönemde söz konusu yarışlara yabancı atların katılımı ve Türkiye’de yetişen veya antre edilen atların başarıları çeşitli tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Genel olarak ortaya çıkan sonuç bu yarışların atçılığımız için beklenen ve arzu edilen amaçlara ulaşılmasını pek sağlayamadığıdır. Hatta son dönemde atlarımızın sergilediği performanslar neticesinde uluslararası yarışlar Otorite tarafından radikal bir biçimde eleştirilmiş ve başarısızlığın nedenlerinin belirlenmesi için YKK nezrinde bir komisyon kurulmasına bile karar verilmiştir. Yarış ikramiyeleri de keza eleştiri konusu yapılmıştır.
Ülkemizde yapılan uluslar arası yarışların en önemlilerinden birisi olan İngiliz atlarına mahsus 1.600 m. Çim pist Topkapı Kupası’nı 2007 yılında Sabırlı’nın kazanmasından sonra hiçbir atımız kazanamazken, daha sonra da en iyi performanslar yine Sabırlı’nın ve White Ram’in üçüncülükleri olmuştur. 2.400 m. Çim pist Boğaziçi Kupasında ise, 2012 yılında yabancı at katılmaması göz ardı edilirse, 2007 yılından itibaren tüm birincilikler yabancı ülkelerinden gelen atların olmuştur. Arap atları için ise zaten bilinen sebeplerden dolayı bu tür yarışlarda başarıdan bahsetmenin pek anlamı olmamaktadır. 2009 yılında, özel hara yetiştirmesi süper şampiyon TURBO’nun elde ettiği zafer haricinde bu kategoride bir mukayese yapmanın pek önemi ve faydası bulunmamaktadır. WAHO ve IFAHR Üyesi olunmasına ve bu anlamda imzalanan anlaşmalara rağmen Arap atçılığında ülkemiz açısından uluslar arası bir rekabetin tartışma konusu yapılması bile vakit kaybıdır. Zaten, Devletin gerek yurt içinde ve yurt dışı ike ilgili olarak kendisini koruma altına aldığı bilinmektedir. Bilinen bu ve benzer gerçekler doğrultusunda ve ülkemiz koşulları nazarı dikkate alınarak, tüm paydaşların üzerinde mutabakat sağladığı “Stratejik Plan” çerçevesinde Arap atçılığı yeniden ele alınarak rasyonel bir yol planının hazırlanması gerekliliği hala tartışılmaya devam edilmektedir.
Bütün bu hatırlatmalar çerçevesinde, günümüze dönersek ve ilk kayıtlara bakarsak; 6 ve 7 Eylül’de de geçmiş dönemde yaşananların sahne tekrarı gibi tekrardan devam edeceğini söylemek pek de zor olmayacaktır. En önemli yarışlardan Topkapı Kupasına ülkemizde kısa mesafelerin en iyi performanslarını sergileyen en formda atları kayıt yaptırırken, “foal” olarak ülkemize gelen ve burada antre edilerek, yaşadığı onca şansızlıklara rağmen bugünlere gelme başarısı gösteren emektar INVINCIBLE SON haricinde “Şampiyon” olarak nitelendirilebilecek bir at olduğunu söylemek zordur. Uzun mesafeli Boğaziçi Kupasına ise son birinciliği ile biraz kıpırdayan VILLAGE WIND haricinde kayda değer bir performans göstermiş bir at yazılması bile mucize olmuştur. Sentetik pistte koşulacak Anadolu Koşusuna ise son günlerin flaş ismi, yine “foal” olarak ithal edilmiş olan HAKEEM en büyük ümidimiz olarak kayıt yaptırmıştır. Diğer koşular için bu açıdan bir değerlendirme yapmaya bile gerek yoktur. Neticeyi, ilk kayıtları yaptıran yabancı atlardan bu yarışlara deklare edileceklere bakarak, en azından ilk üç dereceyi tahmin etmeye çalışacağız ve göreceğiz.
Sanıyorum, artık söz konusu yarışlara kayıt olacak bırakın gerçek bir “Şampiyon”u, kafa kafaya mücadele edebilecek at bile bulmakta zorlandığımız bir döneme geldiğimiz gerçeği ile yüzleşmek zorunda olduğumuzu idrak etmek zorundayız. Bu noktaya bizi adım adım getiren sebepleri, son yıllarda uygulanan stratejilerin ve yönetim biçiminin salim kafayla değerlendirilmesi ile çok kolay anlaşılabilecektir. Son yıllarda sadece Devlet menfaatleri en ön planda tutularak, “Kalite” “Şampiyon” gibi kavramlardan feragat edilerek, yılda 704 yarış günü yarış yapma stratejilerinin neticeleri ile gelinen nokta önümüzde durmaktadır. Profesyonel yönetim değerlendirmesinde ise, bu tür neticelerin en kısa yoldan “İyi Yönetememe” ile mana bulduğu bilinmektedir. Kimse kusura bakmasın, ne yaparsanız yapın, ne kadar çalışırsanız çalışın, atçılık için şunu yaptık, bunu esirgemedik deyin, eğer sizin Kanun’uzun özünde, tüzük ve mevzuatta yazan misyon ve görevleriniz “Türk atçılığını uluslararası seviyelere çıkarmak ve rekabet edecek hale getirmekse” ve bunu gerçekleştiremiyorsanız başkaca bir değerlendirme yapmanın imkanı yoktur. Netice, at yarışları tabiriyle, tabelada ne yazıyorsa odur. Yurt dışına giden tek bir at yok, uluslar arası başarı yok, ticaret yok. Bunu en hazin olan tarafı ise, buna muktedir olunduğu halde yapılmamasıdır. Ne kadar üzüntü vericidir ki, koskoca atçılık camiası fertleri, kurum ve kuruluşları, bir araya gelip atçılığın misyon ve hedeflerine ulaşmanın yolunu çizecek yerde, kaderine razı olmuş bir şekilde hayatlarına devam etmektedir. Eğer gerçekleşirse, “Özelleştirme” sonrasında atçılığın geleceğinin varılan noktanın analizi ile şekilleneceği de unutulmamalıdır.

Turgay Kop

(12 Ağustos 2014 Salı günkü 1065 sayılı Yarış Dünyası Dergisi‘nden alınmıştır)

Benzer Haberler
“Şampiyon” için 1 Yorum
  1.   İsim Soyisim : engin can 17-08-2014

    helal olsun kardeşim çok haklısın

    Yorumu Cevapla   veya   Yeni Yorum Yaz

Yorum yapın