At Yarışı Haber Sitesi | At Yarışları Video | Galoplar | Ganyan Bilgileri

at yarışı facebook at yarışı twitter at yarışı vimeo rss at yarışı Reklamlarınız için : info@liderform.com.tr

Sıfır Tolerans

11 Ağustos 2014 / 13:41   |   448 Okundu   YAZDIR
Sıfır Tolerans

Geçen hafta dünya atçılığında çok ses getiren bir haber gündeme düştü. İngiltere’de “Kraliçenin atında doping!!” Dünya atçılık medyası ve haber kanalları haberi sansasyonel bir şekilde verirken, şüphesiz haber üzerinde de çok çeşitli fikirler de beyan edildi. Buckingham Sarayı’nın yaptığı açıklamaya göre Kraliçe’nin atı Estimate’in kanında yapılan testler sonucunda “Morphine” maddesine rastlandı. Morfin, idman döneminde yasak olmasa da yarışlar süresince kullanılması yasaklı bir madde olduğu bilinmekteydi. Estimate, geçtiğimiz yıl Royal Ascot’ta düzenlenen yarışta Golden Cup’ı kazanarak Kraliçe Elizabeth’e büyük mutluluk ve onur yaratmıştı. Sir Michael Stoute tarafından antre edilen Estimate bu yılda Royal Ascot’ta aynı yarışta ikinci oldu. 5 yaşındaki Estimate geçtiğimiz yıl Royal Ascot’ta ulaştığı başarısıyla aynı zamanda bugüne kadar Kraliyet Ailesi’ne ait olup bu kupaya ulaşan ilk at olma özelliğine sahip idi. Daha sonra çıkan haberlerde “Sir” unvanlı antrenörün bir atında daha aynı yasaklı maddeye rastlandığı ve 5-6 at da daha “Morphine” tespit edildiği açıklandı. Atlara verilen yem katkıları içersinden karıştığı tahmin edilen yasaklı madde ile ilgili inceleme ve yasal soruşturma ise devam etmektedir.
Haber medya açısından şüphesiz çok değerli ve etkileyici olması yanında özellikle İngiltere’de atçılık endüstrisi ana değerleri açısından da çok şeyler ifade etmekteydi. Daha 1-2 ay önce İngiltere Jokey Kulübü ( BHA ) “Steroid” kullanımında “sıfır tolerans” uygulanacağını açıklamıştı. Hatırlanacağı gibi BHA, 2013 senesinde de dünyanın en büyük ekürilerinden Maktoum Ailesine ait GODOLPHIN Harasında yaptırdığı incelemede atlarda “anabolic streoid” grubu yasaklı maddeler kullanıldığını tespit ederek, antrenör Mahmood Al Zaroni’yi 8 yıl meslekten men cezası vermişti. Ekürinin içlerinde St Leger galibi Encke ve 1,000 Guineas galibi Certify gibi atlarının da olduğu ve yasaklı madde tespit edilen atlarına da 6 ay yarışlardan men cezası gelirken, Maktoum tarafından antrenörün de sözleşmesi feshedilmişti. Görüldüğü gibi yarış otorite ve müesseseleri ekürinin ismine veya büyüklüğüne bakmadan kuralları koşulsuz uygulamaktadır.

“Yarış otoriteleri ve müesseselerince ”Sıfır toleranslı” doping uygulamaları hemen hemen artık tüm ülkelerde uygulanmaya başlamıştır”

Yarış otoriteleri ve müesseslerinin ülkelerinde düzenlenen at yarışlarında “Kalite”nin arttırılması ve itibarın zedelenmemesi için çok ciddi tedbirler peşinde koştukları ve kuralları tavizsiz uyguladıkları bilinmektedir. Burada ana amaç bu stratejilerin kamuoyunda pozitif yansımalar yaratmasıdır. Dünya atçılık endüstrileri bir yandan en kaliteli atları yetiştirmeye ve en kaliteli yarışları düzenlemeye çalışarak dünya çapında rekabetten aslan payını almayı hedeflerken, at yarışlarının “Marka Değeri”ne zarar verecek her türlü olasılığı ortadan kaldırma konusunda son derece hassas davranmaktadırlar. At kalitesinin at yarışları marka değerini arttırma da en başta gelen unsurlardan birisi olduğu bilinmektedir. Aslında atların insanlar gözünde bu kadar değerli olması at yarışlarının marka değeri üzerinde de çok nazik etkileri olmaktadır. Yarışlarda yaşanan sakatlanmalar, ölümcül kazalar ve atların itlaf edilmek zorunda kalınması özellikle hayvan severler üzerinde çok olumsuz düşüncelerin oluşmasına neden olurken, aynı şekilde jokeylerin yarışlarda acımasızca kamçı kullanarak atları dövmesi, ilaç kullanımı ve doping olayları da benzer tepkileri çekmektedir. Özellikle doping ve yasaklı madde kapsamında bulunan ilaçların kullanımına gelen tepkiler neticesinde yarış otoriteleri ve müesseselerince “Sıfır toleranslı” doping uygulamaları hemen hemen artık tüm ülkelerde uygulanmaya başlamıştır.
Atçılığın Avrupa’da beşiği olan gelenek ve göreneklerini günümüze kadar büyük hassasiyetle korumayı başaran İngiltere’de yaşanan son olayın endüstriye en ufak bir zarar vermeden halledilmeye çalışılacağı ve bu çarpıcı örnekle kalite ve itibar konusunda hiçbir şekilde taviz verilmeyeceği konusunda kamuoyunun ikna edileceği beklenmektedir. İngiltere’de tarihe mal olmuş bir şekilde atçılığın en büyük destekçisi ve hamisi Kraliyet Ailesi için bile söz konusu kuralların değişmeyeceği bir kez daha belli olmuştur. İşte bu kararlılık endüstrinin itibarını korumak için en büyük gösterge olarak önümüzde durmaktadır. Çünkü endüstri ancak kusursuz adaletli bir yönetimle itibarını sürdürebilecektir. En başta yarış severlerin hiçbir şekilde mağdur olmamasını sağlamak, onlara bu güveni ve sürekliliği hissettirmek şarttır. Yarış otorite ve müessesleri at yarışlarının son derece adil ve güvenli şartlar altında icra edildiği konusunda her zaman ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını kamuoyuna anlatmak mecburiyetindedirler.
Bu sayfalarda defalarca yazdım bu konuları, mesele bir iradenin ortaya konması ve bunun sürekli kılınması ile beraber bu anlayışın kamuoyuna da anlatılmasıdır. Bu konuda en önemli araç “Ana değerleri” üzerinde tüm atçılık camiası tarafından mutabakat sağlanmış bir “Stratejik Plan”ın deklare edilmesidir. Atçılığın geleceğini belirleyecek “Ana Değerler”den hiçbir şekilde vazgeçmeyerek sektörü yönetmekle modern atçılık ülkeleri seviyesine yükselmek bir şekilde garanti altına alınmış olacaktır. Bu amaca ulaşmak için şüphesiz yarışçılık ve yetiştiricilik ile ilgili birim ve bölümleri kurumsallaştırılması ve kritik birimlerde en liyakatli kişilerin istihdam edilmesi şarttır.
Ülkemizde de gerek otorite Bakanlığımız ve gerekse TJK söz konusu iradenin ortaya konması ve bunu sürekli kılacak araçların hazırlanması konusunda çalışmalar yapmaktadır. Başta Sayın Bakanımız ve YKK Üst Yöneticilerimiz özellikle doping uygulamaları hakkındaki kararlılığı çeşitli vesilelerle ifade etmişlerdir. At yarışları kanununda da bu meyanda günümüz şartlarına uygun yasal değişiklikler de yapılmıştır. Hatırlanacak mı bilemem ama konunun sektör açısından hayati önemi nazarı dikkate alınarak, Yarış Müessesi TJK’da daha Genel Müdürlüğümün ilk yılında, 2000 yılında, “Yeni Milenyum ve Doping Semineri” isimli bir uluslararası konferans düzenlemiştik. Başta, AB Veterinerlik Baş Danışmanı Dr.Devoltz olmak üzere birçok uzman ve otoritenin katılımıyla yapılan konferans büyük ilgi görmüş ve Avrupa atçılık sektöründe de takdirle karşılanmıştı. Seminerde atçılarımızın çoğu belki de ilk defa “Sıfır Tolerans”, “Yasaklı Maddeler”, “Eşik değerleri” gibi kavram ve kurallarla yakından tanışmışlardı. Seminer sonrası yayınlanan kitap hala 5 TL.karşılığında TJK yayınları içersinde yar almaktadır. Bu seminer sonrası Ankara Etlik Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsünün akredite olarak dünya çapında bir referans Doping Laboratuarı olması için çalışmalar başlatılmıştı. Amaç ülkemizde atçılıkta ilaç kullanımında veteriner, sağlık teknisyeni, at sahibi, yetiştirici ve antrenörlerin bilinçlendirilmesi ve sektörle sürekli iletişim kurularak rasyonel bir çalışıma ortamı yaratılması idi. TJK bugüne kadar Etlik Laboratuarının gelişmesi ve en son teknolojilerin alınması ve kullanılması için maddi, manevi hiçbir destekten imtina etmemiştir. Enstitüye doping muayene ücretleri ve bazı malzeme ve ekipman ihtiyaçları ile ilgili olarak yarış gelirlerinden ciddi paralar ödenmekte olduğu bilinmektedir. IFHA Teknik Danışmanı olan Dr.Devoltz halen TJK nezrinde danışmanlık görevini sürdürmektedir. Bu imkânın da çok daha etkin kullanılması ve TJK ilgili birimlerince yapılan çalışmalardan sektörün bilgilendirilmesi gerekmektedir.

“Atçılıkta sıfırı tüketmemek için sıfır toleransa razı olmak şarttır”

Özellikle Ankara Etlik Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsünün modernize edilmesi ve akreditasyon yatırım ve reorganizasyon çalışmaları bu güne kadar yaşayarak da şahit olduğumuz bilinen gerçeklerle gözlemlediğimiz gibi bir türlü arzu edilen seviyelere çıkartılamamıştır. Yakın geçmişimizde enstitü ile ilgili artan şikayetler sonunda yarışlarda yapılan doping kontrollerinden alınan şahit numuneleri yurt dışında akredite laboratuarlara gönderilme ihtiyacı hasıl olmuş, neticede yasaklı madde tespit edilen birçok at diskalifiye edilirken, sektör içersinde uzun süre tartışılan sonuçlar elde edilmiştir. Daha sonra Bakanlığımız tarafından kurumda bir reorganizasyon çalışmasına gidildiği öğrenilmiştir. Enstitünün halen şahit numunelere de bakabilecek akredite bir laboratuar haline gelip gelmediğini ben şahsen bilmiyorum. Tek bildiğim husus sektör ile iletişimsizliğin hala sıkıntılı olarak devam etmekte olduğudur. Kuruma olan güvenin pekiştirilmesi ve sektör ilgililerinin daha çok bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi konularında yapılması gereken birçok faaliyetin olduğu görüşündeyim. Böyle hayati bir hizmet veren bir kurumun sektörle daha aktif biçimde iletişim kurması atçılığımızın bekası için izahtan varestedir.
Yıllardır uluslar arası atçılıkla ilgili konferanslarda başta Dr. Devoltz olmak üzere bir grup otorite ve uzmanın savunduğu ve katiyen vazgeçmedikleri kaide olan yasaklı maddede “Sıfır Tolerans” rekabetin ve kamuoyu bilinçlenmesinin de getirdiği baskı ile artık atçılık ülkeleri için katiyen vazgeçilemeyecek bir konsept haline gelmiştir. Ümidimiz ülkemizde de aynı iradenin ısrarla sürdürülmesi, iletişimin attırılması ve gerekli uygulama ve yatırımların yapılmaya devam edilmesidir. Unutulmamalıdır ki, bu itibarı yakalayabilen at yarışçılığı ülkemizde doping konusunda ciddi sıkıntılar yaşayan diğer spor dalları içinde örnek olacaktır. Atçılıkta sıfırı tüketmemek için sıfır toleransa razı olmak şarttır.

Turgay Kop

(5 Ağustos 2014 Salı günkü 1064 sayılı Yarış Dünyası Dergisi’nden alınmıştır)

Benzer Haberler

Yorum yapın