At Yarışı Haber Sitesi | At Yarışları Video | Galoplar | Ganyan Bilgileri

at yarışı facebook at yarışı twitter at yarışı vimeo rss at yarışı Reklamlarınız için : info@liderform.com.tr

Som altın kupa

06 Ekim 2014 / 13:51   |   736 Okundu   YAZDIR
Som altın kupa

Geçen hafta Ankara’da belki de bu yılın en güzel yarış günlerinden birisini izledik. Son derece heyecanlı ve seyir zevki yüksek yarışlar tahminimce gerek hipodroma gelen yarış severleri gerekse televizyonları başında izleyenleri memnun ve mesut etmiştir. Ülkemizin üst düzey kaliteli at ve tayları en kalite jokeylerle beraberce bu zevki bizlere tattırdılar. Bu harikulade temaşanın üstüne bir de Sayın Cemiloğlu Ekürisi’nin müthiş başarısı eklenince günün değeri kat be kat arttı. Atçılığa çok önemli yatırımlar yapmış bir ekürinin 44 yıldır alınamayan Kraliçe Elisabeth Koşusu “Som Altın Kupa”sına sahip olması her şeye değdi. Sayın Cemiloğlu ve ekürisi için kupanın manevi değeri mutlaka her türlü maddi değerin üzerinde olmuştur. Diğer taraftan, günün hakikaten çok değerli olaylarından biri de Halis Karataş ile ilgili idi. Şampiyon jokeyimiz farklı yarışlarda atları ile yarış kazandığı ekürinin diğer atlarına rakip olurken onları mağlup etmek için gösterdiği kazanma hırsı ve çabalarla, tüm kamuoyuna Türkiye’de at yarışlarının ne kadar adil ve centilmence geçtiğini bir kere daha ispatlamış oldu. Türk atçılığı son yıllarda bu derece kaliteli ve profesyonelliği en üst düzeyde yaşayan bir jokeye sahip olmanın haklı gururunu yaşamalıdır. Atçılığımızın böyle değerlere sahip olması ne kadar önemli ise bu değerlerin ortaya çıkarılması ve onurlandırılması da bir o kadar önemlidir. Her şey detaylar da gizli. Bu ayrıcalıkları çok iyi kullanarak yarış severi hipodromlara çekmenin yollarını ısrarla aramaya devam etmeliyiz. Bu tür yarışları kazanan başta jokey ve diğer ilgililer kazandıkları kupayı yarış severe göstermekten büyük gurur duyuyorlar ve bunu çok arzuluyorlar. Maalesef boş tribünlere kupa kaldırmak zorunda kalmak arzu edilen bir durum değil. Binlerce yarış kazanmış jokeylerimizin bile kazandıkları başarıyı halkla paylaşmak istediklerini hepimiz biliyoruz. Verdikleri emekle bunu da hak ediyorlar.
Bu vesile ile hatırlatmakta fayda var, tüm dünya at yarışçılığında bir ekürinin veya bir at sahibinin kendisine bu tür bir üst düzey hedef koyması ve ona ulaşmayı başarması çok kıymetli bir şeydir. Örneğin, Triple Crown dünyanın bir numaralı atçılık ülkesinde tüm çalışma ve çabalara rağmen 40 yıldır başarılamamaktadır. Bir at bu hedefe yaklaştığı zaman tüm endüstriyi bir heyecan kaplamakta ve özellikle yarış medyası ve yarış müessesi süreci pazarlama ve tanıtım açısından çok iyi idare ederek ilgi ve alakayı en üste tutmayı başarmaktadırlar. Bu yıl Amerika’da California Crome’un Triple Crown’da ilk iki ayağı kazanması ile bu destek zirve yapmış ve çalışmalar endüstriye maddi ve manevi önemli katkılarda bulunmuştur. Yarış günü Belmont’da hipodromu 102.000 biletli seyirci ziyaret ederken, milyonlarca kişi de TV’de yarışı takip etmiştir. Yarışın olduğu gün toplam hasılat önceki yıla nazaran 60 Milyon USD artarak 150 Milyon USD’a yükselmiştir.
Bence II.Elisabeth Kupasını koşuyu 3 yıl aynı ekürinin üst üste kazanarak elde etmesi de en az “Triple Crown” kadar değerlidir. Bu vesile ile bizde de aynı coşkunun yaşandığını ve katkının sağlandığını söylemek ise zordur. Bu tür fırsatların yarış müessesince daha profesyonelce bir yaklaşımla değerlendirilmesi sadece bugün için değil gelecek içinde çok önemlidir. Camia gibi yarış medyası da bundan bir ders çıkartabilmelidir. Bakalım bu çok değerli başarı önümüzdeki dönemde tekrarlanabilecek mi? Sayın Cemiloğlu’nun daha şimdiden bu hedefi kafasına koyduğunu biliyorum. Atçılık da yatırımları yaparken, paraları harcarken hep bu tür başarıları elde etmek ve böyle zevkleri yaşamak hayal edilir. Tıpkı hayatını atçılığa adamış dostlarımızın bir kez olsun bile Gazi Koşusu koşma şansını yakalamayı hayal etmesi gibi. Bırakın kazanmayı o yarışa katılmak bile atçılarımıza yetiyor da artıyor bile. İşte böyle bir şey atçı olmak, at yetiştirmek ve koşmak. Çok derin bir tutku. Bunları yazmak çok keyifli. Keşke hep böyle güzel ve kıymetli konulardan bahsedebilsek çünkü atçılığımızın buna çok ihtiyacı var, bugünlerde.

“Değerlerin tanıtılması süreklilik isteyen ve asla vazgeçilmemesi gereken faaliyettir”

Şimdi gelelim işin esasına, atçının yaşadığı bu heyecan ve aidiyet duygusunu yarış severlerle paylaşmak veya bu değerler onlara anlatılabilmek zorundayız. En önemli yanılgımız, atçılığın içersinde yer alan büyük çoğunluğun atçılığın dışarıdan kendilerinin hissettiği veya algıladığı şekilde görüldüğüdür. Ama aslında genel algılamada önemli farklılıklar olduğu aşikârdır. At yarışlarını halka mal etmek çok kolay bir süreç değildir. Her şeyi en iyi ve doğru şekilde yaptığını sanmak da bir eksikliktir. Tekrar ediyorum, değerlerin tanıtılması süreklilik isteyen ve asla vazgeçilmemesi gereken faaliyettir. En önemli eksikliğimiz sürekliliği bir türlü sağlayamamızdır. Medyanın desteklenmesi ve kullanılması için çok daha profesyonel yöntemlere ihtiyaç olduğu ve daha fazla para harcanması gerektiği bilinmektedir. Geçen hafta Ankara’daki seyirci sayısına bakarsak her zamanki gibi bizleri memnun edecek bir alakanın olduğunu söylemek pek mümkün değil. Tahmin ediyorum bu kadar zengin bir programla yarış müessesinin müşterek bahis satışlarından daha yüksek bir hasılat beklemekteydi. Yarış severlerin yarışlara daha fazla teveccüh göstermesi ve hipodroma gelmesi de bekleniyordu. Şüphesiz, yarışların Cumartesi günü olması ve Ankara’nın özellikleri buna biraz katkıda bulunuyor ama yine de beklenti daha fazlaydı sanıyorum.
Yıllardır hep yakınıyoruz at yarışlarına ilgi ve alakanın artmasının bir türlü hayal ettiğimiz seviyelere çıkmaması sebebiyle. Bu gün tüm dünya at yarışçılığında da aynı sıkıntı var. Tüm ülkeler yarış severi hipodromlara çekebilmek ve artan rekabetle mücadele etmek için yoğun çaba ve para harcıyorlar. Bu konudaki dünyadaki gelişmeleri ve görüşlerimi bu sayfalarda her vesile ile ifade etmiştim. Harcanan para bizim yaptıklarımıza mukayese edilmeyecek kadar yüksek. Benle aynı görüşte olan ve sorunun nerede olduğunu ve nasıl çözülmesi gerektiğini bilen kişi sayısı da az değildir herhalde ama sorun yapısal olduğu ve yetki-sorumlukların birbirine karıştığı karmaşık yapılanma içersine sıkışmış durumda olduğu için bir türlü çözülemiyor arzu edildiği gibi.

“Uygulanan stratejilerin atçılığın değerlerinin örselemesine sebebiyet vermesi, atçılığın değerlerini hak ettiği kadar öne çıkarılamaması kadar tehlikeli ve zararlıdır”

Daha agresiv ve profesyonel tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinin yapılması gerektiği konusunda sanıyorum çoğunluk aynı fikirde ama bilinen sıkıntılar dolayısıyla bunu sağlamak mümkün olmuyor. Mevcut konjuktür ve yapılanma ile “Şans Oyunları Sektöründe” artan rekabet koşullarına, iletişim imkânları ve teknolojilerinde yaşanan hızlı değişimlere ayak uydurmak en azından kısa dönemde de çok kolay gözükmüyor. Neticede, yarış müessesi TJK’da mevcut şartlar içersinde bir faaliyet yürütmek mecburiyetinde. Son dönemde satışların arttırılması ön plana alınarak uygulanan stratejilerin büyük bir çoğunluğu tartışmaya açık hususlar içeriyor. Uygulanan stratejilerin atçılığın değerlerinin örselemesine sebebiyet vermesi, atçılığın değerlerini hak ettiği kadar öne çıkarılamaması kadar tehlikeli ve zararlıdır, atçılığımız için. Daha önce de yazmıştım, yasaların emrettiği hükümler her ahvalde tek taraflı düşünülerek Devlet menfaatleri ön planda tutularak ve kaliteden feragat edilerek uygulanan stratejiler atçılığımızın geleceği için her zaman rasyonel sonuçlar yaratamayacaktır.
Muradım şudur, bilindiği gibi atçılık tüm dünyada kendisine özgün değerleri gelenek ve görenekleri olan şimdiki koşullarda daha konservatif kabul edilebilecek bir faaliyettir. Kendisini değiştirmesi de bu sebepten uzun süre almaktadır. Atçılar çoğunlukla kendi işlerini kendileri idare etmek isterler. Başkalarının işlerine karışmasını pek kabullenemezler. At koşarken de, yetiştirirken de böyledir. Alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemezler. Örneğin ülkemizde antrenörlük müessesinin dünyadaki örneklerine benzer bir şekilde gelişememesinin en önemli sebeplerinden birisi de budur. Hatta büyük bir çoğunluğu veterinerleri bile ceplerinden çıkaracak kadar bilgili sanırlar kendilerini. Ancak atçılıkla ilgili kişiler ve unsurlar kendileri için her şeyin üzerinde çok önemli değerlerdir. Atlar onların canlarından çok sevdikleri varlıklardır. Bu değerlerin korunması, tanıtılması ve paraya tahvil edilmesi hususlarında ise çok maharetli olduklarını söylemek pek mümkün değildir. Çok büyük maddi, manevi emek ve paraların sadece gururlanmak üzere harcandığı bir tutkudur atçılık. Merhum Cemal Kura’nın ifade ettiği gibi “herkes atçılık yapamaz.”
Değerlerini ve verilen emekleri de kamuoyuna çok kolay anlatamayan bir topluluğu oluşturmuş olmaları bazı yanılgılara sebebiyet vermektedir. Risk alma becerisi çok yüksek kişiler olmalarına rağmen ellerindeki imkanlara ve güce nazaran çok daha mütevazidirler. Kendilerine yapılan haksızlıklara karşı bile hiçbir zaman isyankar olmazlar, kaybetmek ve kazanmak eşdeğerdir onlar için, bu kültürde yaparlar işlerini. Kaybetmekten hiçbir zaman korkmazlar ancak kolay kolay da teslim olmazlar. Atçılığımızın geleceği yeniden tasarlanırken, bu değerleri ve unsurları hiçbir zaman unutmamak ama her vesile ile hatırlatmak da lazımdır. Bunun için medya ilişkileri için harcanan paranın bir yatırım olduğu unutulmamalıdır. Geçen haftaki yarışlar bana bu duyguları yaşattı bir kez daha. Atçılığımızda birlik-beraberlik ama kalite hiç eksik olmasın, değerler unutulmasın.

Turgay Kop

(30 Eylül 2014 Salı günkü 1072 sayılı Yarış Dünyası Dergisi’nden alınmıştır)

Benzer Haberler
“Som altın kupa” için 1 Yorum
  1.   İsim Soyisim : volkann 06-10-2014

    Türkiyede at yarışların en büyük darbeyi Türkiyenin maalesef en çok kazanan ekürisi yapıyor. Biz yarışseverlere artık gına geldi

    Yorumu Cevapla   veya   Yeni Yorum Yaz

Yorum yapın