At Yarışı Haber Sitesi | At Yarışları Video | Galoplar | Ganyan Bilgileri

at yarışı facebook at yarışı twitter at yarışı vimeo rss at yarışı Reklamlarınız için : info@liderform.com.tr

Yarış festivali

22 Eylül 2014 / 14:05   |   272 Okundu   YAZDIR
Yarış festivali

Geçen haftaki uluslararası yarışlar sonrasında yine aynı tartışmalar başladı camia içerisinde. Karamsarlık diz boyu. Bizim atlar bir türlü kazanamıyor, biz de at yok, paralar adamlara gidiyor, bunlar Arap atı mı? Godolphine’ne çalıştık gibi eleştirileri duymaktan ve yapmaktan yorulduk artık. Son yıllarda uluslararası yarışlarda oluşan sonuçlar insanları artık öyle bir noktaya getirdi ki, motivasyon kaybı ve bezginlik sınırları zorlanıyor. At sahibi, yetiştirici ve antrenörler ile birlikte jokeylerimizde de aynı olumsuzlukları hissetmemek elde değil. Son festival ise hakikaten son yılların belki de en sönük geçen bir etkinliği idi. Kimle karşılaşsam çoğunluğun aynı görüşte olduğunu gözlemledim. TJK’da çalıştığım dönemde bu tür organizasyonlar her zaman bir tatlı heyecanla beklenir, atlarımız koşar, kazanır veya kaybeder ama ilgi hiç bitmezdi. Ben 50 yıllık tecrübem ile söylüyorum ilk defa bu kadar heyecanını kaybetmiş bir camia ve yarış günü seyrettim. Özellikle hipodroma gelen yarış severin de sanki aynı duygular içersinde olduğunu ve eski teveccühü göstermediğini hissettim. Şüphesiz bu görüntü atçılığımız için pek hayırlı bir hava değildi, hipodroma gelen yarış sever sayısının önceki yıllara göre azalması ve hâsılatın ise umulandan az olması diğer dikkati çeken hususlar idi. Yani hafta sonu festivalden başka her şeye benziyordu maalesef.
Uluslararası yarışların atçılığımız açısından önemini burada tekrar etmeme gerek yok sanıyorum. Gerek Bakanlığımızın gerekse TJK’nın bu konudaki amaçları ve hedefleri de bellidir. Dünyaya entegre olamayan hiçbir ekonomik olayın kıymeti harbiyesinin ve geleceği olmadığının bilinmemesine imkân yoktur. Türk atçılığı kendisini yöneten kurumların ve yasaların misyonlarında ve amaçlarında da yazdığı gibi uluslararası seviyede atçılık yapmak ve onlarla rekabet etmek mecburiyetindedir. Özelleştirme olsun olmasın bundan vazgeçmek bu sektörü öldürmek demektir. Ne olursa olsun bu yoldan dönüleceğine imkan vermemekteyim. Ülkemize yabancı atların gelebilmesi ve bizim atlarımızın yurt dışına gitmesi için mevzuatın değiştirilmesi uğruna verilen çabalar, geliştirilen ilişkiler, yükseltilen ikramiyeler ve teşvik amaçlı diğer yardımlar bile önemli atların ülkemize gelmesine yetmemekte, hatta bu sene olduğu gibi yerli atlardan da fazla rağbet görmemektedir. Atçılığımız için şüphesiz en büyük tehlike yarış severin ilgisinin ve heyecanının azalmasıdır. Bu sene bu yarışlarda onu da biraz hissettik. Bilindiği gibi hangi spor dalında olursa olsun uluslararası rekabet söz konusu olunca başarı an çok arzulanan husus olarak ortaya çıkmaktadır. Son dönemde futbolda da aynı sıkıntılar yaşanmaktadır. Bizim gibi milli duyguları yüksek ve başarıya hasret kalmış bir ülkenin vatandaşları büyük bir istek ve heyecanla koşan atlarımızın kazanmasını beklemektedir. Jokeylerimiz için de aynı beklenti her zaman vardır. Küçücük başarılar bile çok fazla takdir görebilmekte ve insanları motive edebilmektedir. Bu konu da Japonya önemli benzerliklerle mukayese yapılabilecek ülkelerin başında gelmektedir. Uzun yıllar bir türlü uluslararası kazanamayan Japonlar yaptıkları radikal değişiklikler ve stratejilerle bugün dünyanın en önemli atçılık ülkelerinden biri haline gelmiştir. Bu konuda da bazı ayrıntıları daha önce yazmıştım.
Bu hafta bir vesile ile Abu Dhabi’de atçılıkla ilgili bir fuara katılma şansı yakaladım. Detayını çok fazla incelemeden gitmiş olduğum fuarda katıldığım üç basın toplantısında, dünya da Arap atları ile ilgili her türlü organizasyona en büyük desteği veren Abu Dhabi Hükümeti ve IFAHR’ın en üst düzey ilgilileri ile görüşme fırsatı yakalamış oldum. Çok kapsamlı olmamasına rağmen, Arap atı yarışları ve etkinlikleri yapılan 50’ye yakın ülkenin temsilcilerinin katıldığı Fuar’a, ülkemizi temsilen en azından Arap atçılığı ile ilgili hiç kimsenin katılmamış olması hakikaten çok ilgi çekici ve hatta üzücü idi. IFAHR ve WAHO üyesi, dünyanın en yüksek ve fazla ikramiyelerinin verildiği ve belki de sayı olarak en fazla Arap atına sahip Türkiye’nin bu tür etkinliklerde olmaması da ayrıca tartışılması gereken bir konudur. Bu mevzular açılınca kimse bana “Yarım Kan” hikayelerini anlatmasın, ben bu hikayeleri çok duydum ve yaşadım.
Bu konu bahsettiğim hususların tamamen dışındadır ve mutlaka bağımsız olarak çözülmelidir. Dolayısıyla, en başta, bu tür etkinliklerin özellikle ülke açısından önemini unutmamak ve bu tür etkinlikler içinde mutlaka olmak gerekmektedir. Thoroughbred yarışların en önemli ülkesi Amerika’dan bile temsilcilerin orda olması bu işlerin ülkeler açısından önemini gözler önüne sermektedir. Bu konudaki görüşlerimi de ayrıca açıklayacağım ancak yapmış olduğum görüşmelerde edindiğim intiba atçılığımız açısından bizim uluslararası ilişkiler ve uygulamalardaki anlayışımızı tekrardan masaya yatırmamız gerektiğidir. Hele, hele Arap atçılığı için tartışılacak çok şey olduğu aşikârdır. Bu konuları bir noktaya getirmeden yapılacak özelleştirme gibi radikal değişikliklerin nelere mal olacağını da unutmamak ve gerektiği şekilde de hatırlatmak lazımdır. İşte stratejik plan, diye yıllardır bu bakımdan hayaller kurdum, eğitimime ve tecrübelerime dayanarak ve güvenerek, önemini ve hayatiyetini ifade etmeye çalıştım.Diğer taraftan,Türkiye’ye döndüğümde ise, yine olağan üstü kongreye gittiğini öğrendiğim TJK’da yaşanması beklenen sıcak gelişmeler dolayısıyla atçılığımız ile ilgili hayati konular için ayıracak zaman ve motivasyonu olmadığı da söz konusudur. Özelleştirme konusu ortaya ciddi olarak çıktığından beri başta TJK olmak üzere atçıları temsil eden diğer derneklerin çaresizce gelişmeleri takip etmeleri, meşhur “Stratejik Plan”ın durumunun hala meçhul olması, 50 yıllık bir atçı ve bu işlere büyük emekler vermiş bir kişi olarak beni hakikaten umutsuzluğa sürüklemektedir. Ama yine de camia içerisinde sağ duyunun hakim olmasını ve atçılığımızın geleceği için bir araya gelinmesini temenni etmekten başka çare olmadığı görmekteyim. Belki bambaşka emeller ve hayaller sebebiyle, yani, kişisel bazı hedeflerin ve yatırım düşüncelerinin ağır basması ile bir türlü bir araya gelinemiyor ve birlik ve beraberlik sağlanamıyor olsa da yine de yaşanan kritik süreci iyi ve çok dikkatli idare etmenin atçılığın geleceği için hayati olduğu unutulmamalıdır. Çünkü, tekrar ediyorum, yeni dönem gelinen noktadan referans alarak devam edecektir. Bu noktada atçılığın kazanımları ve kayıpları çok kritiktir. Bu hususu başta yarış severler olmak üzere at sahibi ve yetiştirici perspektifinden değerlendirmek şarttır.

Turgay Kop

(16 Eylül 2014 Salı günkü 1070 sayılı Yarış Dünyası Dergisi‘nden alınmıştır)

Benzer Haberler

Yorum yapın